Yazdığım soru kağıdını dörde büküp cebime atıyorum. Doğruca Hasan Ali Toptaş'ın evine. Adamın da karşısına şimdi böyle dürtop edilmiş kağıtla çıkacaz ya neyse artık. Bir, iki, üç tıkla açılıyor kapı, giriyorum içeri. Allah'ım babamı böyle kucaklamadım ben, adam senin haberin yok tabi bundan. Neyse konuya gireceğim ama heyecandan ellerim ayaklarım titriyor. Karşılıklı oturuyoruz. Çay ikram ediyor. Bardağı tutan elim zangır zungur sallanmakta. İçmekten vazgeçip bardağı sehpaya bırakıyorum. Gülümsüyor. O anda güneş açmadıysa dışarda ben de bu işten bir şey anlamıyorum.
Tam ağzımı açıyorum. Sesim yok. Sesim nerde. Az önce kem küm ediyordu en azından şimdi o da yok. Ses bir iki kontrol, yok! Hiç olmazdı böyle şeyler. Hiç yok. Zerre yok sesim. Nasıl anlatacağım şimdi adama derdimi. Oturup ağlamaya başlasam belki açılır diyerek ağlıyorum. Gözlerimden aşağıya süzülen yaşlar arttıkça sesim iyice yok oluyor. Ortalığı sular seller basmasın diye durduruyorum ağlamamı.
Bir kağıt uzatıyor bana, yaz diyor. Bu bir emir! Tabi ya daha önce nasıl aklıma gelmedi, yazabiliyorum ben. Kalemi elime alıyorum ama ne mümkün yazmak! Zangır zungur titrek hallerim geri nüksediyor. Başlarım böyle işe deyip kalkıp gitsem bir daha kimbilir ne zaman görürüm onu. Ayağıma gelen overlok makinesine tekme sallamak gibi bir şey bu haller.
Ben yazmaya çaba harcarken alıyor önüne daktilosunu bana gözlerini dikmiş başlıyor çat çat yazmaya. Seviniyorum. Kısa günün kârı, adamın kitabına karakter oldum. Milli piyango biletini yolda bulmuşum da büyük ikramiye de bana çıkmış gibi bir his kaplıyor içimi.
Kağıdı haşırt diye çekip bana uzatıyor. Ellerimin titremesi geçse ah ben o kağıda neler yapacağım ama işte.... bi bakıyorum kağıtta ben. Adam yazmamış harflerle beni çizmiş. Portre yapmış portre! Bir kağıda bir Hasanım Ali'ye, bir kağıda bir ona baka baka bir hal oluyorum. En son yok böyle bakmakla olmaz deyip kalkıp daktilosundan öpeceğim. Bir hışım kalkıp eğilirken cebime sıkıştırdığım kağıdım düşüyor.
İşte bütün ortamı mahvettiğim an. Şimdi de onun bakışları bir kağıda bir bana uzun ince bir yol oluyor. Getir anlamında sağ elini kaldırınca mecbur kağıdı yerden alıyor, kırışıklığını dizimde düzelterek uzatıyorum. Ellerim titrek, sesim hala yok.
Kağıt:" İnsan gördüğü şeylerin toplamı kadar uyanık, görmediği şeylerin toplamı kadar uykuda oluyor. " ise;
Bir günde ortalama 8 saat uyuyan bir adam gün içinde gördüklerini bir kağıda not etmiş ve onları da yastığın altına koyarak uykuya yatmıştır. Uyuduğu andan itibaren gün içinde gördüklerini, uykusunda yaşadığına şahit olan bu adam gerçekten uyumuş mudur?
Uyku= Uyanık olma hali midir?
Uyanıklık = Rüya mıdır?