10/10
·352 syf.··
2020 3. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 15 Ocak 2020 12:56
Ihlamura batırılan bir madlen ile başlayan unutulmaz yolculuğum bu kitap ile ne yazık ki sona erdi. Birbirinin zıttı o kadar çok duyguyu bir arada yaşıyorum ki şu an. Hem mutluyum Prost’u ve onun saatlerce üzerine konuşmaya doyamadığım kalemiyle tanıştığım için hem de üzgünüm böylesi beni etkileyen bir seriye veda ettiğim için, şu durumda karşımda François olsa yüzüme güler, sonra da ardımdan ‘deli mi ne’ der, söylene söylene çekip giderdi. :) Kitap yine uzun ve bir o kadar da tanıdık betimlemeyle başlıyor, yine aynı duyguları hissedeceğimi, kaldığımız yerden her şeyin aynı şekilde devam edeceğini düşündüm, açıkçası kitapta bir durağanlık bekliyordum ama ilerleyen sayfalarda bazı tanıdığımız kişilerin çok farklı yönlerini görmek beni fazlasıyla şaşırtmadı diyemem, özellikle de M. De Charlus. Kitabın ilk kısımlarında kahramanımız biraz geri plandaydı, her zaman alışık olduğumuz o duygu durum aktarımlarından uzak bir okumaydı, bunun sebebi de savaşa dair satırlara uzunca bir şekilde yer vermesiydi. Savaş taraflarının tutumu, bazı yerlerde savaşın izlerinin yoğun yaşanması ama kimi yerlere hiç uğramamışçasına hayatın devam edişi, zamanla insanların düşüncelerindeki çelişkiler gibi farklı noktalara değinilmişti. Özellikle bazı soylu kimselerin menfaatleri uğruna gerçek düşüncelerini gizlemesi ise ilginçti. Hatta kitabın bir bölümünde, olmazsa olmaz sosyete davetlerimizin birinde çok ses getiren Dreyfus olayında asla aynı noktada bir araya gelemeyenlerin başka çıkar uğruna dost olmalarına tanık oluyorsunuz, bu satırlarda en çok aklıma Swann geldi. Hatta kahramanımız onu anımsatacak diyaloglara girmek istese bile sosyetenin onu tanımaz tavırları, en sinir olduğum kısımlardı. İkiyüzlülükte kısacası sınır tanımadılar. Kitabın ortalarına geldiğimizde ise Zaman kavramı üzerine çok akıcı bir o kadarda düşündürücü bir sohbetin izine düşüyoruz. Kayıp Zamanın İzine düştüğü o ilk anlara dönüşüne gidiyoruz, o zaman hissettikleri ve şu anda aslında ne gerçekleştirmek istediği üzerine bir sohbetin içinde buluyoruz kendimizi. Gezdiği yerlerde, duyduğu bir eserde ya da gördüğü birinde geçmişe dair birçok anıya yolculuk yapmasına ve o zamanlarda yaşadığı hisleri en ince ayrıntısına kadar onunla birlikte hatırlamasına eşlik ediyorsunuz. Özellikle annesini öpmek istediği o geceye gittiği satırlar ve büyükannesinin ölümünü hatırlayışı beni çok duygulandırdı. O çocuksu heyecanına tanıklık ettiğimiz kişinin son kitapta daha içine kapanması ve geçmişine dair her şeyi en ince ayrıntısına kadar yazma istediği ve yaşlılıktan dem vurduğu halleri ve ölüme dair uzun uzun anlatımları beni kendisine daha da bağladı. Altı kitaplık bir serüvenin ardından en çok da bu kitabı merak ediyordum, o kadar haz almıştım ki okurken aynı madlenin erirken ağızda bıraktığı tatlı hissiyat gibiydi, en büyük korkum sonunun ağzımda acı bir tat bıraktıracak şekilde bitmesiydi. Her kitapla sezon arası verdiğim okuma serüvenim birçok sevdiğim dizinin beni hayal kırıklığına uğratmasının aksine o kadar güzel bir final yaptı ki, ayrılık hüznüm o yüzden bu kadar derin belki de. . Proust iyi ki yazmış ve ben iyi ki okumuşum.
Yakalanan ZamanMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 20241,402 okunma
·
37 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.