Adı:
Yakalanan Zaman
Alt başlık:
Kayıp Zamanın İzinde - Yedinci Kitap
Baskı tarihi:
2002
Sayfa sayısı:
360
ISBN:
9789750803291
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Le Temps Retrouve - A la recherche du temps perdu
Çeviri:
Roza Hakmen
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
"Böyle bir kitabı yazmayı başaran kişi ne kadar mutlu olurdu! O kitabı yazmak ne büyük emek gerektirirdi! Bir fikir verebilmek için, en yüce, birbirinden en farklı sanatlarla karşılaştırma yapmak yerinde olur; çünkü böyle bir kitaptaki karakterlere hacim kazandırabilmek için her birinin farklı yönlerini göstermek zorunda olan yazarın, kitabını titizlikle, birliklerini sürekli yeniden gruplandırarak, tıpkı bir saldırı gibi hazırlaması, bir yorgunluk gibi ona tahammül etmesi, bir kural gibi kabullenmesi, bir kilise gibi inşa etmesi, bir perhiz gibi ona uyması, bir engel gibi aşması, bir dostluk gibi fethetmesi, bir çocuk gibi aşırı beslemesi, bir alem gibi yaratması ve üstelik, açıklaması muhtemelen ancak başka alemlerde bulunabilecek, önsezisi bizi hayatta ve sanatta en çok duygulandıran şey olan o muammaları da göz ardı etmemesi gerekir. Bu tür büyük kitaplarda öyle bölümler vardır ki, zamansızlıktan, taslak halinde kalmışlardır ve mimarın planı fazlasıyla kapsamlı olduğundan, muhtemelen hiçbir zaman tamamlanamayacaklardır. Tamamlanmamış nice büyük katedral mevcuttur."

Ama biri tamamlandı: Swann'ların Tarafı'nda, Guermantes Tarafı'nda, Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesi'nde, Zaman'ın dev katedrali, Zaman'ın izinde sürülen dev yolculuk.

Proust'un "Kayıp Zamanın İzinde" attığı yedinci ve son adım.
10 Mayıs’ta başlayan okuma maceram şu an bitti. Dünyanın en uzun romanını, yaklaşık bir buçuk milyon kelimeden oluşuyor, okumanın vermiş olduğu mutluluğu tarif edemem. Edebiyat özgeçmişime katmış olduğum en büyük değerlerden biri oldu kesinlikle. Zorlu ama edebi hazların en büyüğünü yaşadığım seri hakkında son kez bir şeyler yazmak istiyorum.

Çaya batırılan bir madlenin zihinde oluşturduğu tahayyüllerin genişliği… Her şey bununla başladı ve geçmiş bütün şeffaflığıyla gün yüzüne çıktı. Gerçekliğin en derinlerde gizli olduğunu vurguluyordu Proust. Peki neydi bu gerçeklik? Madden elle tutulan bir şey miydi yoksa başka bir şey mi? Proust’a göre gerçeklik hislerimizde gizlidir. Bir nesnenin evrende kapladığı alan o maddenin özünü belirtmez. Nesnenin özü üzerine işlenmiş duyguların toplamına eşittir. Herkesin o nesne üzerindeki hissiyatı farklı olacağına göre bir nesne sadece kapladığı alan kadar değil, sonsuz boyuttaki duyguların toplamı kadardır.

Bir nesnenin gerçek olup olmadığı neye bağlıdır? Odamızda bulunan bir ayna sadece sırmalı bir taştan ibaret midir yoksa aynayı gördüğümüzde, aynanın bize aktardığı duygular da gerçekliğe katkıda bulunur mu? Proust’a göre gerçeklik, üzerine anlam yüklenen nesne ile hatıralarımız arasındaki bağlantıdır.

Yukarıdaki kısım ve bir önceki incelememdeki kısımlar Proust’un seriyi yazarken bizlere aktarmak istediği gerçeklik kavramının bende oluşturduklarıdır. Bunları okuyunca seriyi anlamış olacağınızı düşünmeyin çünkü karşınızda sizin algılarınıza bağlı anlamlaşan bir eser mevcut. Bütün bu yazdıklarım eserin bende yarattıklarıdır. Bir başkasında çok daha farklı izlenimler oluşabilir.

Peki Proust bu seriyle başka neyi amaçlamış olabilir? Büyük eserlerin ortak özelliklerinden biri olan insanı insana anlatma durumu bu seride de mevcut. Daha önceki incelemelerimde seriyi okurken hayatı da okuyor insan diye belirtmiştim. Buna katkı olarak şunu da çok rahat söyleyebilirim ki seride kendini okuyor insan. Yani yozlaşmış, evrende ne için var olduğunu bilmeyen, düşünmeyen, sorgulamayan, aç gözlü insanı okuyorsunuz, bizleri okuyorsunuz.

Son kitapta kayıp zamanı arıyor Proust. İnsan bu kitapta anlatıcımızı yaşlanmış olarak buluyor (bu kısım can alıcı nokta olmadığı için belirtmekte sakınca görmedim) ve hüzünleniyor. Bir önceki kitapla bu kitap arasındaki zaman farkı yaklaşık yirmi yıl. Proust geçen bu yirmi yılı idrak edemiyor. Yaşlanmış olduğunu ve çevresindeki her şeyin de kendisiyle birlikte değiştiğini kabullenmesi baya uzun sürüyor. Kişilere ve nesnelere baktıkça yarı saydam bir tabaka görüyor. Zaten seride nesneleri tanımlarken sürekli kullandığı bu yarı saydam tabiri daha önce de dikkatimi çekmişti. Şunu anladım ki bu sözcük serideki kilit noktalardan biri. Proust nesneleri zamandan ayrı düşünüyor ve nesneleri herkesin gördüğünden farklı görüyor. Bunun nedeni de işte bu yarı saydamlık. Nesneler üzerindeki yarı saydamlık o nesnenin farklı boyutlardaki karşılığını belirtiyor. Kimsenin göremediği ama Proust’un insanların görmesini istediği bu saydamlık kalktığı zaman gerçek nesne ve zaman ortaya çıkacak. Kayıp zaman bu zaman mıdır bunu seriyi okuyacaklara bırakmak istiyorum. Benim cevabım bende kalsın.

Proust şimdiki zamanın geleceği etkilediği kadar geçmişi de etkilediğini söylüyor. Sırf bu düşünce hakkında sayfalarca yazı yazabilirim.

Seri hakkında daha çok konuşulacak ve tartışılacak konu var. Ben burada incelememi noktalamak istiyorum. Bittiğine sevinmedim aksine hep devam etmesini istedim. Kayıp Zamanın İzinde hayatıma yön veren metinlerin arasına girmiş oldu. Yardımlarından ve katkılarından dolayı sitedeki isimlerini vermeme gerek olmayan okur dostlarıma teşekkür ediyorum. Edebiyatı her zaman ciddiye aldığımdan ve hayatımın vazgeçilmezi kıldığımdan böyle cümleler kuruyorum. Bazılarına gereksiz gözükse de edebiyatı el üstünde tutan insanların faydalanacağı incelemeler yapabildiysem kendimi çok mutlu hissedeceğim. Herkese iyi okumalar diliyorum.
Bu güzel günün, 23 Nisan’ın bende yeni bir anlamı daha var artık.
Marcel Proust’un bu şaheserini bitirme şanına eriştim. Tabii ki her içimizde yeri ayrı olan kitap gibi, benim de başucu kitabım olacak artık. Zaman zaman açıp bir sayfa bile okuyup o tadı alabilmek için hep yanımda olacak.
Edebiyata bakış açımı genişleten, benim için dönüm noktalarından biri oldu bu okumalarım.
Demiş ki Marcel biz okurlarına; “ Onlar benim değil, kendi kendilerinin okuru olacaklardı; kitabım Combray’deki gözlükçünün müşterilere sunduğu büyütücü mercekler gibi bir şey olacaktı, okurlara kitabım sayesinde kendilerini okuma imkânı sağlayacaktım.”
.
“ Dolayısıyla onlardan beni övmelerini veya yermelerini değil, gerçekten yazdığım gibi mi olduğunu, kendilerinde okudukları kelimelerin benim yazdığım kelimeler mi olduğunu söylemelerini bekleyecektim.”
.
Bende yaşattığı haz tam anlamıyla buydu. Bazen o kadar ki, benim yaşadıklarımı benden daha iyi tanımlamış diye düşünürken buldum kendimi.
.
Beklentimi bir tık bile düşürmeyen, hatta kat kat aşan bir eser oldu.
Herkesin bu tadı alması dileğiyle.

Benzer kitaplar

Çağdaş edebiyatın temel eserlerinden biri kabul edilen Kayıp Zamanın İzinde serisi, devasa boyutu ve yazarın kullandığı dil nedeniyle okur için hem çok zor okunabilen hem de inanılmaz zevkli bir roman. Eğer sakin ve sessiz bir ortamda değilseniz ve aklınızda başka şeyler de varsa başladığınız cümlenin sonuna geldiğinizde başını unutma ihtimaliniz oldukça yüksek. Bunun yanında cümlelerin içindeki parantezler de anlamayı oldukça zorlaştırıyor. Buna rağmen cümlelerin sağlamlığı okudukça aldığınız zevki artırıyor.
Burada kitabı çeviren Roza Hakmen'i anmadan geçmemek gerekiyor. Bu kadar uzun ve karmaşık cümleleri bu kadar etkili bir şekilde başka bir dile çevirmek büyük başarı bence. Ayrıca kitapta imla ve yazım hataları yok denecek kadar az.
Kitap genel olarak, kayıp zamanın izini süren yazarın katıldığı bir davette yakalaması ya da nasıl yakalayacağının farkına varmasını anlatıyor. Bu arada birçok fikrin de ele alındığı ve yazarın görüşlerinin aktarıldığı romanın edebi değeri yanında felsefik değerinin de unutulmaması gerekiyor.
Edebiyat öğretmenliği hayatımda hem mesleki açıdan hem de kendi kişisel gelişimim açısından öyle büyük katkılar oldu ki bana bu dev eserin. Şuan ne anladın anlat deseniz anlatamam. Kitabın üstüne bir kaç gün yatıp dinlenmek gerekiyor. 1-2 bir şey okumayı düşünmüyorum. 40-50 yıllık upuzun bir dönemi anlatıyor. Karakterin kendi yaşadıkları dışında o dönem yaşananlar siyasi olaya öyle uzun uzun anlatılmış ki. Kesinlikle okurken bir yandan bilmiyorsak araştırma yapmamız gerekli. Kitaplığımın en güzel yerine yerleştirdim ve tekrar okumayı planlıyorum.
...gerçek kitaplar, aydınlığın ve sohbetin değil, karanlığın ve sessizliğin ürünü olmalıdır.
İnsanlar ço­ğunlukla sevmek ister, ama bunu nasıl yapacaklarını bilmezler; yenilgi peşinde koşar, ama bulamazlar; deyim yerindeyse, özgürlüğe mecbur olurlar.
Kaba kuvvet gösterilerine tapınarak yeti­şen bir nesilden ne gibi bayağı, başıbozuk askerler çıkacağını tahmin etmek zor değil.
...çok fazla düşündüğümüz şeyler, sonunda aşırı doygunluk noktasına ulaşır.
Aşkın, sevilen insana, aslında sadece seven kişide var olan şeyler kattığını görmüştüm.
Marcel Proust
Sayfa 217 - YKY Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yakalanan Zaman
Alt başlık:
Kayıp Zamanın İzinde - Yedinci Kitap
Baskı tarihi:
2002
Sayfa sayısı:
360
ISBN:
9789750803291
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Le Temps Retrouve - A la recherche du temps perdu
Çeviri:
Roza Hakmen
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
"Böyle bir kitabı yazmayı başaran kişi ne kadar mutlu olurdu! O kitabı yazmak ne büyük emek gerektirirdi! Bir fikir verebilmek için, en yüce, birbirinden en farklı sanatlarla karşılaştırma yapmak yerinde olur; çünkü böyle bir kitaptaki karakterlere hacim kazandırabilmek için her birinin farklı yönlerini göstermek zorunda olan yazarın, kitabını titizlikle, birliklerini sürekli yeniden gruplandırarak, tıpkı bir saldırı gibi hazırlaması, bir yorgunluk gibi ona tahammül etmesi, bir kural gibi kabullenmesi, bir kilise gibi inşa etmesi, bir perhiz gibi ona uyması, bir engel gibi aşması, bir dostluk gibi fethetmesi, bir çocuk gibi aşırı beslemesi, bir alem gibi yaratması ve üstelik, açıklaması muhtemelen ancak başka alemlerde bulunabilecek, önsezisi bizi hayatta ve sanatta en çok duygulandıran şey olan o muammaları da göz ardı etmemesi gerekir. Bu tür büyük kitaplarda öyle bölümler vardır ki, zamansızlıktan, taslak halinde kalmışlardır ve mimarın planı fazlasıyla kapsamlı olduğundan, muhtemelen hiçbir zaman tamamlanamayacaklardır. Tamamlanmamış nice büyük katedral mevcuttur."

Ama biri tamamlandı: Swann'ların Tarafı'nda, Guermantes Tarafı'nda, Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesi'nde, Zaman'ın dev katedrali, Zaman'ın izinde sürülen dev yolculuk.

Proust'un "Kayıp Zamanın İzinde" attığı yedinci ve son adım.

Kitabı okuyanlar 67 okur

  • Burcu Süzgün
  • Ekrem Yasin
  • Çağla Dündarcan
  • hakan lal
  • tahta kitap
  • causa sui
  • Gltnmrb
  • Kütüphanede Kafka
  • Flaneur
  • Ayşe Karabacak

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.5
14-17 Yaş
%2.3
18-24 Yaş
%13.6
25-34 Yaş
%45.5
35-44 Yaş
%22.7
45-54 Yaş
%6.8
55-64 Yaş
%2.3
65+ Yaş
%2.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%45.2
Erkek
%54.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%65.2 (15)
9
%17.4 (4)
8
%13 (3)
7
%4.3 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0