Büşra A. profil resmi
Büşra A. kapak resmi
Önemli olan başkalarının düşündüğü büyük şeylerden ziyade; küçük de olsa kendi düşündüklerindir.
Haruki Murakami
2564 okur puanı
07 Haz 2017 tarihinde katıldı.
Önemli olan başkalarının düşündüğü büyük şeylerden ziyade; küçük de olsa kendi düşündüklerindir.
Haruki Murakami
2564 okur puanı
07 Haz 2017 tarihinde katıldı.
  • Büşra A. paylaştı.
    #75096300 kapsamında paylaşılan öyküler :
    -------------------------
    4. Büşra A. - Gerçeği bilenler mi,yoksa onu sevenler mi? - #75193759
    3. Kaan - Yazmak ya da Yazamamak - #75185238
    2. Howl - Uğurlu Çoraplarım- #75139051
    1. Neşe - Kapkara Sınılarımız Vardı- #75135901
  • Büşra A. paylaştı.
    280 syf.
    Attila’nın adını ilk duyduğumda ortaokul birinci sınıfta idim. Avrupa Hunları’nın hakanı olduğunu ve barbar kavimleri sürerek Roma’ya kadar girdiğini biliyordum. Bir de ‘gerdek gecesinde burun kanamasından öldüğünü!’ Sonrasında epeyce bilgi sahibi olduysak da elbette bunların çoğu tevatürlere dayalı şeylerdi.

    Attila, ilk defa 1930’larda neşredilmişti. Bundan önceki son baskısı ise 1977’te yine Ötüken tarafından gerçekleştirilmişti. 2010’daki tekrar basımla birlikte aradan tam 33 yıl geçtikten sonra Attila yeni nesil ile tekrar buluşmuş oldu.
    Romanın giriş kısmında Safa, eserle ilgili bilgiler veriyor. Eseri yazarken farklı kaynaklara müracaat ettiğini ifade ediyor. Bunlardan bir bölümü Attila’yı kanlı bir diktatör, bir barbar olarak gösterirken bazı kaynaklar ise onun insancıl tarafından dem vurmaktadır. Safa, milliyetçi bir bakış açısına sahip olmasının da tesiriyle Attila’yı sahiplenmiş ve onu “kahraman bir Türk cihangiri; bir Türk başbuğu” olarak tasvir etmiştir.

    Peyami Safa, gerçekten çok kuvvetli bir kaleme sahip. Tek tarihi romanında da bunu gösterebiliyor. Dil, dönemin Türkçesine uygun, yeni nesil için zorlayıcı olabileceği düşünülerek kitabın sonuna ( ne kadar acı aslında ) bir sözlük konulmuş.

    Roman oldukça akıcı ve merak uyandırıcı bir tarzda gidiyor. Attila’ya suikast tertip etmek maksadıyla Hun ülkesine giden Roma heyetinin gözüyle başlayan olaylar daha sonra Attila’nın ve çevresindeki kadınların penceresinden anlatılıyor.
    Bence çocukluk yıllarından başlatmayıp, en zirvede olduğu dönemi anlatması doğru bir yaklaşım olmuş. Safa’nın bazı eserlerinde başarıyla portresi çizilen ‘fettan, güzel ve muhteris kadın’ tiplemesi burada Onoria’da kendini bulmuş. Onoria, Attila’nın aşklarından birisi ve güzelliğiyle meşhur bir Roma prensesi. Yalnız aralarındaki aşk son derece samimi ve yalın iki insanın tutkusunu barındırıyor. Öyle ki, Onoria, Attila’nın aşkı için her türlü riski göze alıyor ve yeniden onun sarayına dönmeyi başarıyor.

    Romanın son bölümlerinde peyda olan İldiko karakteri de yine ‘fettan, güzel kadın’ prototipine buna uygun ama kendi etkisinden çok Attila’nın o an ki ruh hali ve zaafı onu tesirli hale getiriyor sanki. Nitekim roman boyunca ölümüne sebep olacak evliliğin Onoria ile olmasını beklerken bir anda İldiko çıkıyor ortaya ve hayatı gibi ölümü hatta ölüm sebebi de tartışmalı olan Attila’yı zehirli bir iğne ile öldürüyor. Böylece Katolik Roma için “Tanrının Kırbacı” olan Attila sorunu bertaraf edilmiş oluyor.

    Peyami Safa, büyük atalarımızdan birisi olarak gördüğü Attila’yı tarihçilerin izini sürerek anlatmaya çalışmış ve onu klasik bir barbar gibi göstermeye çalışan Roma kaynakları kadar daha objektif olan ve Hun Medeniyetinden söz eden Germen kaynaklarını da taramıştır. Macarların ve Türklerin müşterek tarihi şahsiyetlerinden olan Attila ile ilgili başarılı bir roman olduğu kanısındayım.

    Yalnız çok bariz bir hata var –ki Safa bunu nasıl gözden kaçırmış bilemiyorum- bir Hun geleneğini anlatırken roman kahramanlarını konuşturuyor ve henüz 5. asırda olunmasına rağmen yaklaşık 6 asır sonra gelecek olan Moğol İmparatorluğu ve Cengiz Han’dan örnek veriliyor.

    Özetle, Attila ile ilgili tarihi bilgi ve söylentileri ışığında okunası bir eser çıkmış ortaya. Elbette bir Yalnızız değil ama yine de istese bile kötü yazamayacak olan Peyami Safa’ya ait.
  • "Gerçeği bilenler ile onu sevenler hiçbir zaman eşit değildirler."

    Gerçeği bilenler mi,yoksa onu sevenler mi? Eşit

    Çocukluğundaki günlerini düşününce içine sıkıntı çökerdi. Sıcak öğle sonraları,ipe dizilmiş çamaşırlarının kurtulduğu bomboş sessiz sokaklar,dilleri dışarda bitkin dolaşan köpekler,sinek ve arı vızıltıları... Uyumak zorunda olduğu öğle uykuları,mızmızlanmasının yararı olmazdı,çabuk büyümesi için nasıl yemek gerekiyorsa uyuması gerekiyordu.


    Evin en seri yeri,üst kattaki hemen girişteki sol taraftaki pencereleri bahçeye bakan odaydı. Annesi ona yatağına yatırır,üzerine ince örtü örterdi. Önceleri perdelerini kapattığından oda loş olurdu."Dondurmam kaymak" diye bağıran yaşlı dondurmacı ikindinden sonra geçecekti,tam da uyanınca. Hem uyursa dondurmayı hak edeceğini söylerdi annesi, Berkay'a. Gözlerini hemen kapar, uyumaya çabalardı.Gözlerini kapatmaya çalıştıkça kuş seslerini duyuyordu. Kuşların birbiriyle konuşuyormuş ya da şarkı söylüyormuş gibi çıkardıkları sesleri dinlerdi. Neler söylediklerini merak ederdi. Evin çatısında yuvaları vardı,komşunun çatısında da vardı.Nereye baksa kuştu. Birde güvercinlerin sesleri duyulurdu. En çok sineklerin vızıltısı... Bir at arabası geçerdi ya da bir eskici sokaktan,tekerleklerinin kaldırımda çıkardığı sesten bilirdi. Uzun, sıcak,sıkıcı yaz günleriydi.


    Uyumamak için ne kadar dirense de sesler arasında dalıp giderdi. Çok şık olmasa da,ablası uyutmaya yanına gelirdi. Yanına uzanır,saçını okşayarak kısık masallar anlatırdı. Masallarında mutlaka,ayıcıklar, arabalar,gemiler olurdu. Birileri bir şeylerin daha güzel olması için uzaklara giderdi. Onlar,bir yerlere giden ama geri dönmek için gidenlerdi. Masalların sonunda gidenler döner,ayrılanlar birleşir,dillere destan masallardı bunlar.


    Gemili,arabalı masalları severdi de en çokta yolculuğa çıkan,bin bir güçlükle macera atlatan ayıcıkları yani ayıcıklar diyarını gezen küçük bir çocuğun masalını severdi. Ablası da en çok sevdiğinden sona bırakır, ballandıra ballandıra anlatırdı.

    Artık büyümüştü Berkay,ablasının ona masal anlatmasına gerek yoktu. Alışkanlık gereği ablası arada da olsa gelir masal anlatırdı. Berkay derdi ki, hep bebek masalları anlatıyorsun biraz da büyüklerin masallarını anlatır mısın?. Ablası derdi ki, aaa kuzucum sen benim gözümde halen minnak bebişsin. Biliyordu ablası ona şakacıktan diyordu bütün bunları...

    Başlıyordu ona bir masal bir hikaye anlatmaya. Masalın biri Keloğlan' dan diğeri hikaye ise Küçük Prens'ten ne çok sevmişti o zamanları şimdi büyüdü Berkay. Hâlâ masalları, hikayeleri seviyor, düşünüyordu. İnsan büyüyünce de kendi masalını veya hikayesini yazıyordu tüm olumsuzluklar peşini bırakmasa da...


    Hayatı çok çabuk değişti, çünkü büyüdü. Ne hikaye anlatan bir abla ne de sürekli uyuması için direten bir anne vardı artık, Zaman o kadar hızla değişiyordu ki,bir an da hayatı kaydı. Babası ve Berkay kalmışlardı hayatta. Akrabaları ziyarete geliyordu ama yanlarında fazla kalmıyordu, sadece geçmişi hatırlatmaktan başka bir işe yaramıyordu.


    Keşke diyorlardı arabanın sürücü koltuğunda sen olsaydın diyorlardı babasına çünkü o zaman ablası vardı, dikkatini dağınıktı ehliyetini bir ay içinde almıştı. İyi sürüyordu aslında ablası. Babası öyle demişti... Karşılarında dikkatsiz sürücü yüzünden kaza yapmışlardı. Hayal meyal hatırlıyordu Berkay, çünkü 5 yaşındaydı kaza yaptıklarında... Dedesi babasını suçluyordu. Çünkü oldu olası istenmeyen damattı. Kızı yerine damadı gitseydi diyordu dedesi. Berkay'ın yanında tabii ki acılı baba oda evlâdını kaybetmişti,anlıyordu Berkay ama düşünüyordu neden herkes gerçeği anlamak istemiyordu kimsenin suçu yok bu olayda olacakla öleceğe çare yoktu. Sürücü koltuğunda kimse olsa zaten ölecek. Babası annesini ve ablasını da seviyordu. Sonuçta biri evladı diğeri de hayat arkadaşı kaç yıllık... Dedesi Babasını affedecek miydi ? Hâlâ suçlamaya devam mı edecekti. Bilmiyordu. Belki bir ihtimaldi bütün bunlar...

    Berkay,dedesiyle babasını barıştırmayı düşünüyordu. Aslında babaannesi de kırgındı babasına ama yinede Evladından kalan iki hatıraydı kaybedemezdi. Ama dedesi inatçıydı bir türlü barışmak istemiyordu.

    Bir gün plan yapmışlardı hep beraber yolculuğa çıkacaklardı. Babası hariç dedesi Berkay ve babannesiyle birlikte... Dedesi buna sevinmişti. Olacaklardan haberi yoktu dedesinin çünkü aynı kazayı onlarda yapacaktı. Hiç kimseye bir şey olmayacaktı. Hepsi sağsalim kurtulacaktı. O an dedesi düşündü ya Berkay'a bir şey olsaydı. Babasına ne cavap vereceklerdi. Dedesi günlerce düşündü. Damatta suç yok, Eğer kaza bizim başımıza geldiği gibi olduysa anlattıkları doğruysa bunca küs kalmak olmazdı. Sonunda Barışmışlardı babasıyla dedesi mutluydular. İşte Gerçekler acıdır bazen kabullenmek gerekirdi. Gerçeği bilenler ve Berkay'ı sevenler hiçbir zaman eşit değiller..
  • geçmişte yaşananları bugünün fantezileri ve ihtiyaçları doğrultusunda tanımlamadaki başarısıdır. Geçmişin bugün ya­ ratılan imaj içinde bir alıntıya dönüştürülmesi, pop imgelerde sabitlenmesi, Fredric Jameson'ın kavramıyla bir "pop tarih" haline getirilebilmesidir.
  • Söze dökülebildisi sü­rece, uzmanlar ve otoriteler tarafından ne kadar aykırı görülü­yor olursa olsun, her yaşantı_aynı normallik parantezinde anlatılabilir. Çünkü bir zamanlar normalleştirmeyi mümkün kılmak için gerek duyulan kurum ve pratiklerin yerine getirdiği denetleme işlevi, artık sözün kendisine sinmiştir. Bu yüzden söze dökmek, denetlenmeye razı olmaktır: neyi nerede söyle­ diği önemli olan bilileri tarafından değil, sahipsiz kalmış bir sözün öznesi olabilecek herkes tarafından.
  • çünkü gözyaşlarına boğulabilseydim ya da öfkemi sözcüklerle yatıştırabilseydim geçip gider ve kederim de kendi kendini tüketip dinerdi.
    Daniel Defoe
    Sayfa 124 - IX.Basım
Önemli olan başkalarının düşündüğü büyük şeylerden ziyade; küçük de olsa kendi düşündüklerindir.
Haruki Murakami
2564 okur puanı
07 Haz 2017 tarihinde katıldı.
2020
70/200
35%
70 kitap
17.044 sayfa
26 inceleme
1104 alıntı
2 günde 1 kitap okumalı.
En çok okuyanlar'da 431. sırada.

Kütüphanesindekiler 51 kitap

  • Robinson Crusoe
  • Bu Salı
  • Kapıların Dışında
  • Ama Fareler Uyurlar Gece
  • Riyazü's-Salihin
  • Leylim Leylim
  • Kısa Öykünün Büyük Ustaları
  • Teneke Trampet
  • Henüz Vakit Varken Gülüm
  • Kafka Okur Sayı 40