Mahpus Kayıp Zamanın İzinde - Beşinci Kitap

9,5/10  (11 Oy) · 
24 okunma  · 
12 beğeni  · 
945 gösterim
"Gerçeklik, meçhule giden yolda bir ilk adımdır sadece ve bu yolda pek fazla ilerlememiz mümkün değildir. En iyisi bilmemek, mümkün olduğunca az düşünmek, kıskançlığa en ufak bir somut ayrıntı sunmamaktır. Ne yazık ki, dış dünya olmasa da iç dünyamız bazı olaylar çıkarır karşımıza; Albertine gezintiye çıkmasa da, tek başıma düşüncelere daldığam zaman bulduğum bazı tesadüfler, bazen bana gerçekliğin küçük parçalarını sunuyordu; bu küçük ayrıntılar, tıpkı birer mıknatıs gibi, meçhulün bir parçasını kendilerine çekerler ve o andan itibaren, meçhul bize acı vermeye başlar." Kayıp Zamanın İzinde'nin bu cildinde anlatıcı, evine tutsak ettiği Albertine'e tutsak düşüp arzunun ve kıskançlığın girdaplarına dalarken okuru da peşinden sürüklüyor: sokak satıcıları, burjuvazi, Vinteuil Sonatı, sütçü kız, uyku ve düşler, Bergotte'un ölümü, Venedik arasında bir Paris... Girdaptan çıktığında ise iş işten geçmiş, başkahraman Zaman, perdeyi kapatmıştır bile.
  • Baskı Tarihi:
    2001
  • Sayfa Sayısı:
    402
  • ISBN:
    9789753639859
  • Orijinal Adı:
    La Prisonniere - A la Recherche du Temps Perdu
  • Çeviri:
    Roza Hakmen
  • Yayınevi:
    Yapı Kredi Yayınları
  • Kitabın Türü:

Serinin beşinci kitabı. Evet çoğu bitti azı kaldı ama sorun ki seviniyor muyum? Hayır. Seriye bağlanmak ve her gün birkaç sayfa da olsa serinin cümlelerini okumak anlatılması çok güç duygular içeriyor benim için. Bu kitap ise seriye olan bağlılığımın sımsıkı bir hal almasını sağladı. Okuduğum her cümlesi bir altın değerinde. Art arda bir insan bu denli yüksek mertebeden cümleleri nasıl kurabilir diye düşünmeden edemiyor insan.
Proust’un kendini yıllar boyu bir odaya hapsedip bu seriyi öyle tamamladığını öğrendiğimde, insanlardan ve yaşamdan bu denli uzak kalmış bir insanın, hayatı böylesine iyi biliyor ve özetliyor oluşuna şaşırıp kalmıştım. Çünkü, Proust okuduğunuzda aslında hayatın kendisini okursunuz. Bunu daha önce de söyledim biliyorum ama bu nokta çok önemli benim için. Kimileri seriyi okurken çok sıkıldığını söylüyor, Fransız burjuvazi yaşantısındaki detayları okumayı gereksiz görüyor ama bana göre gerçek edebiyat tutkunları bu cümlelerde gündelik yaşantılarda fark edilemeyen ve bir eseri önemli kılan detayları yakalayacaktır, bundan eminim. Ben öyle okuyorum bu cümleleri. Yaşarken hissettiğim duyguları okurken buluyorum. Benim hislerimi Proust benden daha iyi açıklıyor. Bir aşk veya uyku Proust’un tarifleriyle yeniden vücud buluyor ve gerçeğin yerini alıyor. Hiçkimse onun kadar detaylı açıklayamayacak duyguları, bundan da eminim.
Gelelim kitabımıza. Serinin adının güzelliği inkar edilemez, bu kitabının adı da içeriğine en uygun şekilde seçilmiş. Sevdiğimiz insanı kaybetme korkumuz, onu hapsetme isteği oluşturur insanda. Bu dürtü ilkel tarafımıza hizmet eder. Proust da sevdiği kadını evine hapseder ve onu kimseyle paylaşmak istemez. Bunu da sevdiği kadının kendini mutlu etmiyorsa bile, kendisinden başka kimseyi mutlu etmiyor oluşundaki aldığı haza bağlar. Sevdiği kadını belki evinde hapseder ama bilmediği bir şey vardır; kendisi de bu marazi aşka hapsolmuştur. Mahpus ettiği şey kendi özgürlüğünü saklamaktadır. Yani mahpus edileni salsa kendisini en dipsiz kuyulara bırakmış olacaktır. Bunu yapamaz, ama bir yandan da karşısındaki tutsağın içinde bulunduğu durumdan rahatsız olur. Bütün bu olayların etrafında yaşananlar insana sevgiyi sorgulatır.
Proust’un yıllar boyu süren yazma macerasında sonlara geliyorken kaleme aldığı cümlelerin farklılığı yadsınamaz. Cümlelerdeki olgunluk okuyucuyu sarıp sarmalayan bir havaya sahip.
Proust’a göre büyük yazarlar hayatları boyu tek bir büyük eser bırakırlar. Onun neden böyle düşündüğünü başlarda anlayamamıştım ama şu an onu çok iyi anlıyorum. Yazarları büyük yapan, içlerindeki en büyük amaca hizmet eden yazıları kaleme almalarından geçiyor sanırım. Sonrasında yazdıkları yaşama tutunmalarına yardımcı olan birer çengel görevi yapıyor. Yazacak şeyleri bitince onlar için yaşam da bitiyor
Seride dikkatimi çeken bir başka konu da Proust’un seçtiği figürleri seçme nedenleri oldu. Araştırdım ve seride geçen sanatçıların gerçek hayatta yaşamadığını gördüm. Yazarın oluşturduğu iki ana sanatçı var; bunlardan biri ressam olan Elstir, diğeri de müzisyen olan Vinteuil. Proust zihninde oluşturduğu bu sanatçıların eserlerini öyle bir yorumluyor ki gerçekte böyle bir eserin varlığından söz edebiliyor insan neredeyse. Bu betimlemeler sayesinde kitabı okurken gerçek bir tabloya bakıyor veya sonatı dinliyor hissi oluşuyor insanda. Bu da yazarın sanata olan ilgisini ve sanat bilgisinin büyüklüğünü gösteriyor.
Seriyi okumak ve onun hakkında bir şeyler yazıyor olmak beni oldukça mutlu ediyor. Belki birileri yazdıklarım sayesinde Proust okumaya karar verir ve bu eşsiz bucaksız deryaya dalar diye bütün çabam. Ben seriye kaldığım yerden devam ederken sizlere iyi okumalar diliyorum.

Aslı T. 
06 Tem 23:38 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi

Seri bitmek üzere:(

1. Swann'ların Tarafı
2. Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde
3. Guermantes Tarafı
4. Sodom ve Gomorra
5. Mahpus
6. Albertine Kayıp
7. Yakalanan Zaman

Beşinci kitap olan ‘’Mahpus’’u ayrı bir keyifle okudum. İlk iki kitapta olduğu gibi Proustvâri betimlemeler, tahliller bir kez daha yazara hayran olmama neden oldu. İlk iki kitabı da aynı duygularla okumuştum. Şu ana kadar seride beni en çok zorlayan kitap ‘’Guermantes Tarafı’’ oldu. Kayıp Zamanın İzi’ni sürerken yokuşu çıkmak gibiydi 3. kitabı okumak. Ama ne kadar zorlasa da o yokuşu tırmanmak ve o yükseklikten bakmak gerekiyordu belki de…

‘’İnsan kendini ancak zaman içinde anlayabilir. (s. 69)’’ diyor Proust. Seriyi okurken en çok düşündüğüm, kendime sorduğum ; ‘’İnsan, neden bu kadar geçmişte yaşar?’’ sorusunun da cevabını veriyor aslında yazar. Çaya batırılan bir madlenle ya da yanından geçip gittiği bir akdikenle ait olduğu zamandan sıyrılıp geçmişte yaşamaya başlıyor Marcel. Aslında kendini anlamaya, tanımaya çalışıyor bu yolculuklarla. Ölümü, aşkı, dostluğu yaşarken nasıl yaşadığını tekrar tekrar düşünüp kendini değerlendirip anlamaya çalışıyor. O kendini anlamaya çalışırken bize de kendimizi anlama çabasına girme fırsatı sunuyor. Bu seri genel olarak okuyanı duygulandıran, kalbini sızlatan bir kitap değil. Aşk, özlem, tutku, sevgi var evet, ama yazar bu duyguları tüm şiirselliğine rağmen lirik bir dille anlatmamış okuyucuya. Cümleleri, tasvirleri, tahlilleri tüm şiirselliğine rağmen o kadar akıllıca ki kalbinizden çok beyninizle hayran oluyorsunuz Proust’a.

Mahpus’a gelince aşkı, kıskançlığı, tutkuyu, saplantıyı okuyana bütün yönleriyle hissettiriyor kitap. Hapsedilenden ziyâde hapseden aslında mahpus bu kitapta. Kıskançlık duygusunun sınırlarını nerelere vardırdığını kıskanan ve kıskanılan açısından o kadar güzel anlatmış ki yazar, çevremdeki insanları, davranışlarını bir kez daha farklı açılardan düşündürdü bana.

Serinin diğer kitaplarında hâkim olan; burjuva hayatı ve aristokrasi tüm ayrıntılarıyla Mahpus’ta da anlatılmaya devam ediliyor. İnsanların aslında olan ve yansıttıkları karakterleri arasındaki farkı, davranış ve duygularını adeta bir mikroskop altında incelemeye; o müthiş gözlem gücüyle yansıtmaya devam ediyor Proust. Bu kitapta farklı olarak olaylara, insanlara daha öznel bakmış, eleştirel bir üslûpla sosyeteyi kaleme almış; kendini de daha çok ortaya koymuş, duygusal ve fikir dünyasını daha samimi bir dille anlatmış sanki.

Serinin bu kitabını çok çok sevdim, son iki kitabı da aynı duygularla okuyacağımı umuyorum.

Hakan 
12 Nis 15:38 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Kitabın başında MARCEL Albertine yi eve kapatıyor ki adı da burdan geliyor sanırım. Kıskançlıkla sevginin aşkla narsistliğin Venedikle evliliğin arasında gidip gelen roman Albertine da vücut bulan bir tutkuya dönüşüyor. Marcel hem edebi yaratyaratım ortaya koyamıyor hemde bu yaratımın önündeki engeli yalnız olmamasına bağlıyor. Sözgelimi bir tablo incelerken hem Albertine nin yanında olmasını istiyor hemde onun tablodan alacağını aurayı öldürdüğünü düşünüyor. Fotoğrafın ölümlülüğü gibi.
Kısaca tutku, kıskançlık üzerine kurulmuş bir roman. Tabii Proust deyince hatırlama ve zaman akla gelir. Onu söylemeye bile gerek yok.
Kapıcı dairesinde bir acem şairinden muhteşem bir ilmek daha. Hatırlamanın değil unutmanın verdiği haz . Prousttan Tanpınara Maphus'tam Huzur'a giden bir yol. Sahi neden Nuran'ın yüzü yoktur da Albertine'ın bir yüzü vardır?

Kitaptan 57 Alıntı

''Vücudumuz, sadece bacaklar, kollar gibi uzuvlardan oluşsaydı, hayata tahammül etmek kolay olurdu. Ne yazık ki, içimizde kalp adını verdiğimiz o küçük organı da barındırırız.''

Mahpus, Marcel ProustMahpus, Marcel Proust
arden 
03 Ara 2014 · Kitabı okudu · 9/10 puan

"Biraz derinliği olan her tensel cazibenin ardında, sabit bir tehlike vardır."

Mahpus, Marcel ProustMahpus, Marcel Proust

İnsan ancak ulaşılmaz bir şeyleri içinde barındırmasından ötürü peşinden koştuğu, sahip olmadığı bir varlığı sevebilir.

Mahpus, Marcel Proust (Sayfa 373 - YKY)Mahpus, Marcel Proust (Sayfa 373 - YKY)

Aşk belki de bir heyecanın ardından ruhu sarsan çalkantıların yayılmasından başka bir şey değildir.

Mahpus, Marcel Proust (Sayfa 18 - YKY)Mahpus, Marcel Proust (Sayfa 18 - YKY)

Ölüm kelimesini kolaylık olsun diye kullanırız, oysa ne kadar çok insan varsa, yaklaşık o kadar çok sayıda ölüm vardır.

Mahpus, Marcel Proust (Sayfa 191 - YKY)Mahpus, Marcel Proust (Sayfa 191 - YKY)

Hep şaka yollu söz ettiğimiz şeyler, genellikle aksine, canımızı sıkan şeylerdir, ama sıkıntımızı belli etmek istemeyiz ve belki de ayrıca, bu konuda şaka yaptığımızı duyan kişi doğru olmadığını düşünür diye gizli bir umut da taşırız.

Mahpus, Marcel Proust (Sayfa 29 - YKY)Mahpus, Marcel Proust (Sayfa 29 - YKY)