·352 syf.····Okunma: 19 Ocak 2020 19:12 · Sonlarına doğru içimde bir bunaltı oluşmaya başlayan bu kitapta aslında şimdiki dünyayla ne kadar yakından ilişkisi olduğunu ve içimi daraltan bu duygunun aslında gerçekleri saklamadan göz önüme serildiğinde kendimden saklamaya çalıştığım duygularım tek tek bana bir vurgun yaşattı.
Şöyle bir dünya düşünün; düşüncelerinizle bile suç işlediğiniz, tek doğrunun kaçınılmaz olduğu ve bu doğruda iki kere ikinin beş ettiği bir dünya..
Bütün zevklerin yasak olduğu mesela cinselliğin sadece çocuk yapmak için normal bir işmişçesine yapılması gerektiğini söyleyen, sevginin aşkın yok edildiği bir dünya...
Ve kelimelerin farklı anlamlarını düşünmeyin diye sözcüklerin olabildiğince yoksullaştırılmaya çalışıldığı bir dünya...
Büyük birader her zaman sizi izlemektedir, her yerde gözü vardır. Evet bu gözler tele-ekran denilen aygıtlardır. Ve her daim gözlenmektesinizdir. Her yanlış düşünce ve davranış sonunuz olacaktır.
Büyük biraderin tam olarak nasıl biri olduğunu bilmeseniz de tek ve mutlak doğru odur.
Peki ya bir insana nasıl körü körüne inanılabilir? Bunun için işte şu üçleme gereklidir; bağnazlık, cahillik ve yobazlık.
Ve bu inanışlardan tek vazgeçiş düşünmektir. Ama düşünenlerin buharlaştırıldığı bir yerde özgürce fikirlerin boy gösteremediği bir yerde bu nasıl mümkün olabilir? İşte bize dayatılan da budur. Bizleri otomat toplumu haline getirmektir amaç. Hangi tuşa basarlarsa onu yerine getirmemizdir amaç...
Daha söyleyecek çok şey var. Ama gözlerimi kapatıp biraz düşünmeye ihtiyacım var. Sonradan üzerine ekleyeceğim çok şey var. Ama şimdilik bu kadar. Düşüncelerinizle kalın esen kalın...