·158 syf.··Beğendi
···Okunma: 18 Mart 2015 23:03 6,5 sene süren Yeraltı maceramdan (ki bu, şimdi anlayabiliyorum, kendi kendimi kapattığım zindanlarda ümitsizce dolaşmaktan başka bir şey değildi) çıkışım, çıkışı bulmam çok zor ve sancılı oldu. Kelimesi kelimesine beni anlattığına inandığım (hala büyük bir oranda başarılı olan) ve neredeyse her dildeki her baskısını büyük bir gayretle toplama hastalığına dahi yakalandığım Yeraltından Notlar'a denk gelmemle kitaba adeta tapmaya başlamam aynı anda oldu. Okuduğum her cümlede gözlerimi kitaptan ayırıp büyük bir heyecan ve delilikle "böyle bir şey nasıl olabilir, bu benim!" gibi şeyler söylediğimi hala görür gibiyim. Ümitsizce çırpınışlarımın, ruhumun derinliklerinin, o deliliğimin ve içine adeta seve seve daldığım girdabımın fotoğraflarını çekip elime tutuşturmakta çok başarılıydı. Kitap, bana kalırsa, Dostoyevski'nin ta kendisini anlatıyordu ve tabii ki beni de. Ben de aptalca bundan pay çıkarıyordum kendime. Bir çeşit reenkarnasyon hissiyle 6,5 sene yaşadım. Çocukça bir cesaretle atıldığım yazı maceramda bile ilk kez, bu kitap yüzünden, kesinlikle iyi bir şey yazamayacağımı ve aslında bu kitap olduğu sürece yazmam da gerekmediğini düşündüm. Çünkü anlatmak istediğim her şey bu kitapta mevcuttu. Kitapla ilgili olan neredeyse tüm sanat eserlerini (resim, sinema, tiyatro, müzik...) tek tek arayıp buldum. Kitabı neredeyse tanıştığım herkese okuttum, bir çeşit kendini ifade yöntemi olmuştu benim için. Sonra bir gün kitabın ilk bölümünü neredeyse tümüyle ezberlediğimi fark ettim ve artık işlerin çığrından çıktığını anladım.
Sonra nasıl olduysa bir gün (aslında nasıl ve ne şekilde geliştiğini biliyorum ama anlatması uzun sürer) "Yeraltından Çıkış Günüm" olarak adlandırdığım hayatımın o en uzun (8 saat içinde yaşanan 1 hafta gibi bir süre olduğunu söyleyebilirim) ve en güzel gecesini yaşadım. O gece bile, yüksekte gördüğüm canlı renklerin ve müziğin görebilir formlarının arasında kendisini, yani Dostoyevski'nin ta kendisini gördüm. Üstelik tüm gün boyunca hayranı olduğum Tolstoy'u görme umuduyla odamda asılı duran Tolstoy fotoğraflarına bakarken gördüm onu. Sanki Yeraltı'ndan, ondan ve belki de kendimden ayrılışımda beni uğurlamak için gelmişti oraya (en azından ben böyle inanıyorum). Belki de saniyeler süren o ana ağzım açık tanık oldum. Şaşkınlığım bu kadar büyük olmasaydı o anın biraz daha uzun sürebileceğini düşünüyorum hala. Yine de şaşkınlığıma kızmıyorum çünkü tanrılarımdan biriyle tanışıyordum, gerçek kadar gerçek bir şekilde. Yazdıklarım birçok 3 boyutlu dünya vatandaşına saçma gelecektir, biliyorum. Ziyanı da yok. Özetle, bu kitap, hayatımın ta kendisidir, özellikle de belli bir döneminin. Sonrası... İşte o gece, Çocukluğun Sonu gibi, her şeyin başka bir şeye evrildiği bir geceydi ve yaşam süreme kıyasla koca bir dönemi, Yeraltı dönemimi kapattı.
Bunu buraya bu kitapta kendini bulmaktan gurur duyan okurları için bırakıyorum. Yeraltı, bir dönemdir dostlarım. Size söyleyebileceğim tek şey: her ne kadar hayranı olsak da Yeraltı'nın, hastalıktır, insanın hastalığına aşık olma halidir Yeraltı, çıkış yolunu arayın, daha önce hiç bakmadığınız yerlerde arayın. Bulacaksınız.