·266 syf.····Okunma: 31 Ocak 2020 21:46 Adını bir çok okuyucudan duyduğum kitabı edinmemle okumam 8 ay sürdü. Kitabı yaklaştığımız sonla çok özdeşleştirenlerden olsa gerek çekindim’ yüzleşmek istemedim.
Kitabın içeriğindeki kuluçka merkezlerini, alfaları-deltaları , hipnopedyaları bir çok yerde bulabilirsiniz. Bende ne izler bıraktığını paylaşmak istiyorum. Evet kitap vahşi, acımasız, gaddar gözükmüyor. Aksine her şey ürkütücü derece sistemli , planlı ,İSTİKRARLI -ki en büyük gaye bu -ve kontrol altında. Kitabın ortalarına doğru gayet bilim kurgu şeklinde ilerledi kitap. Beni rahatsız etmedi olup bitenler ta ki Bernard’ın uyumsuzluğunu görene kadar. Distopyanın çıkış noktası tamda vahşi John ile Mustafa Mond’un sert yüzleşmesi . Bize yakın gördüğüm noktalar bir hayli fazla ve üzücüydü. Mutluluk uğruna nelerden feragat ettiğimiz , üzülmeye acı çekmeye tahammül edemediğimiz için sarıldığımız onlarca madde, yalnızlığın bir vebaymışçasına bahsedilmesi, katlanmayı öğrenmek yerine her şeyin kökünü kazımak ve eskiyen her şeyin atılması gibi onlarca benzerlik. John içimizdeki insani duyguların haykırışıydı “ ama gözyaşı gerekli derken.” Her şeyin makineleştiği, hızlandığı ve inanılmaz teknolojik cihazlarla çevrelendiği bu zamanlarda ben de öylesine şartlandırıldığımızı hissediyorum ki , bizden bekleneni yapmamak elimizde değil. Ayağımızda prangalarla Özgürlük diye bağırırken ve hatta özgür olduğumuzu düşünürken bile esiriz aslında.