·208 syf.··Beğendi
···Okunma: 31 Ocak 2020 22:07 · Ray Bradbury / Fahrenheıt 451
1951 yılın da Ray Bradbury tarafından kaleme alınan kitabın isim arayışı baya ilgi uyandırıcı olduğunu incelemenin en başında dile getirmek istiyorum . Buram buram ateş kokan kitaba verilen ilk isim ,"Gece Yarısından Çok Sonra " ' imiş. Daha sonra yazarımız " İtfaiyeci " olarak değiştirme kararı almış. Bunu da beğenmeyen ray bradbury şu dizelerle anlatıyor küçük isim macerasını; Eh ,kitaplar kaç derecede tutuşup yanar? Diye sordum kendime . Sonra UCLA'nın fizik üniversitesini aradım. Kimse bilmiyordu ve görünüze bakılırsa kimse bu bilgiyi benim için arayıp bulmuyordu . Sonunda kafamda bir ışık yandı ve itfaiye teşkilatını aradım. "Beni itfaiye sefine bağlayın."dedim ve " Kitap kaç derecede tutuşup yanar.?" Diye sordum. " Bir saniye ,hemen geri geliyorum ."dedi. Geldi ve "451 fahrenheit ," dedi. Ben de " Ah,ne güzelmiş." diye düşündüm. Gerçekten güzel bir isim bulmuştum."
Kitabın asıl konusuna gelirsek, baş kahramanımız olan Guy Montag görevi kitapları yakmak olan bir itfaiyecidir. Yanmayan evlerin,mekanik tazıların, adına böcek denilen son sürat araçların var olduğu ve düşünmeyi yasaklayan zeki bir lider olan yüzbaşı Beatty ile hayatı sorgulamadan 10 yıldır bu görevi yapıyordur taa ki , bir kadın kitaplar uğruna yanana kadar. Guy Montag "kitapların için de birşey olmalı... " diye düşündü ve olanalr oldu !
Bir günde kitabı yaladım yuttum diyebilirim ( Talmudik bir mecaz kullanırsam) . Spoiler vermemek için kendimi zor tutuyorum . Ahh tabi ya bir de adamımız Faber var her ne olursa olsun kitaplardan vazgeçmeyen ama bir o kadar da korkan gece kelebeği..
Olaylar o kadar farklı bir boyuta geliyor ki şöyle düşünüyorsunuz ; ya birgün olursa ? Düşünme özgürlüğümüz tamamiyle elimizden alınır mı? Evler basılıp kitaplarımız yakılır mı? Bunları düşündükçe korkuyor ,korktukca gözlerinizde bir ışık oluşuyor. Işte o ışığı büyütmek gerçekten bizim elimizde...
Kitaptan ufak bir bolum paylaşmak istiyorum çünkü daha önce ölüme ağlamanın bu kadar doğrusal bir çizgide olduğunu kendime itiraf edememiştim...
" - Ben küçükken dedem ölmüştü; kendisi heykeltıraşı. Ayrıca dünyaya verecek bol bol sevgisi olan , çok iyi bir adamdı ve kasabamızın gecekondu mahallesinin temizlenmesine yardım ederdi; bizim için oyuncaklar yapardı hep. O öldüğünde, aslında onun için değil de yaptığı onca şey için ağladığımı farkettim birden. Ağladım, çünkü onları bir daha asla yapamayacaktı; bir daha asla bir odun parçasını yontmayacak ,arka bahçede kumru ve guvercin yetiştirmemize yardim etmeyecek . Kensi tarziyla keman çalmayacak ve bize fıkra anlatamayacaktı...
O olduğu için kim bilir ne muhteşem oymalar asla yapılmadı. Kim bilir kaç fıkra eksik ve dedemin elleri kim bilir kaç posta guvercinine dokunmadı. (Syf183)