Puan vermedi·159 syf.····Okunma: 03 Şubat 2020 00:01 Sabahattin Ali... Türk Edebiyatının en iyi sanatçılarından biri. Değeri yeni yeni anlaşılmaya başlansa bile henüz hak ettiği yerde olmadığını düşünüyorum. Zira kendisi "Büyük" yazarlarımızdan. Toplumcu gerçekçi bir anlayışla yazdığı eserlerinin her biri ayrı kıymette.
"Sırça Köşk" adlı hikaye kitabına baktığımız zaman şunu görebiliyoruz: Evet bir toplum var, bu toplumun içinde bir 'nefes' var, bu nefesi soluyan bireyler var. İşte bu 'nefes alan' bireyleri Sabahattin Ali'nin bu hikaye kitabında 'nefes alır bir şekilde' görmek mümkün. Özellikle toplumun üzerine düşmüş yazar. Toplumsal hayat, buradaki sorunlar, karşılaşabilen durumlar... Bunları estetik bir şekilde okuruyla buluşturabilmiş. Bana kalırsa eserin en güzel içinde kitaba adını veren 'Sırça Köşk'ün de bulunduğu kısım. Buraya yazar 'Masallar' adlı bir başlık koymuş. Buradaki masallar 'Yetişkinlere masallar' şeklinde yorumlanabilir. Zira bu masalların 'uyutmak için değil, uyandırmak için' yazıldığını söyleyebilirim. Bu bölümde özellikle 'koyun' ve 'Sırça Köşk' adlı masalları tam bir alegorik toplum eleştirisi. Bu kısımlar zihnimde adeta George Orwell'ın 'Hayvan Çiftliği'ni anımsattı. Tıpkı oradaki gibi bir sistem eleştirisi var sırça köşkte. Ayrıca her iki eserin yayım tarihi arasında 2 yıl var. Zaten evrensel diyebileceğimiz değerler hangi dilde olursa olsun aynı hissediliyor.
Son olarak Sırça Köşk'ün vurucu olan şu son dizelerini paylaşmak istiyorum:
"Sakın tepenize bir sırça köşk kurmayınız. Ama günün birinde nasılsa böyle bir sırça köşk kurulursa, onun yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunu sanmayın. En heybetlisini tuzla buz etmek için üç beş kelle fırlatmak yeter."