Yaşar Kemal, kendi kendini yetiştirmiş bir yazardır. Çocukluğundan itibaren doğayla, hayvanlarla iç içe olmuştur. Çoğu hikâyelerinde ve romanlarında olduğu gibi “Tek Kanatlı Bir Kuş” romanında da halk kültüründen doğadan bahsetmektedir. Roman, Posta Müdürü Remzi Bey’in Yokuşlu’ya atanması ve eşi Melek Hanım’la birlikte trene atlayarak kasabaya yakın bir istasyonda inmesiyle başlar. Orada İstasyon Şefiyle otururlar, çay içerler ve o kasabaya artık girilmediğini, sebebinin bilinmediği bir şekilde kimselerin yaşamadığını söyler. Kasaba da kimsenin olmaması, artık dumanı tüten bir evin bile olmayışı halk arasında çeşitli efsaneler üretilerek anlatılıp yayılmaya başlamıştır. Kasabalar arası yolculuk yapan minibüs bile Yokuşlu’ya girmeden yolunu uzatarak başka kasabalara gitmektedir. Issız bir yer olarak anlatılır ve herkes oradan korkmaktadır. Toplumsal korkuyu Yaşar Kemal’in ağzından edebi bir şekilde okuyoruz aslında. İnsanlar görmedikleri, hissedemedikleri ve açıklayamadıkları şeylerden korkuyorlar, sonucunda korku korkuyu getirip bir bilinmezliğe çıkıyor. Anlatılan olaylar, bir anda kasabanın boşaltılması, insanların yollarını değiştirmesi ve efsanelerin giderek artması sebebiyle insanlar sebepsiz bir korkuya bürünüyorlar. Remzi Bey ve Melek Hanım yine de kasabaya gitmek ister ve otobüs onları uzak bir köşede bırakır. Ceviz ağacının altına yerleşirler. Onlarda anlatılan hikâyelerden korktuklarından dolayı kasabaya girmekten ürkmektedirler. Birileri gelir ve onlarla gireriz diyerek beklemeye başlıyorlar. Bir süre sonra başkaları da geliyor ilk başlarda onların da cesareti olmasa da içlerinden biri girmeye kalkışıyor. Oradan çıkması ve yaşadığı şok sonucunda yaşanan olay onların arasında da efsane olmayı başarır.