Kitap incelemesine başlamadan önce yazar hakkında bir kaç bilgi vermek istiyorum.
"Mısırlı feminist yazar Seddavi 1931 yılında doğdu.1995'te tıp fakültesinden mezun oldu. Şimdiye kadar en az yirmi dört kitabı yayımlanmış olan yazar kadınların durumu ve toplumsal cinayet konusundaki düşüncelerinden dolayı Mısır hükümeti baskılarından kurtulamadı.1981'de Enver Sedat hükümeti tarafından cezaevine kondu ve 1982'de serbest bırakıldığında Arap Kadınları Dayanışma Derneği'nin kurucuları arasında yer aldı.Dernek 1991'de kapatıldı ve Seddavi de siyasal baskılara dayanamayarak yurt dışına çıktı.ABD üniversitelerinde dersler veren yazar 1993-96 yıllarında Duke Üniversitesi'nde çalışmalarını sürdürdü.
Yazar hakkında yaptığım küçük araştıma ile beraber kitabı benimseyip, belirli bölümlerinde tüylerimin diken diken oluşu birbiriyle o kadar çok bağlantı oluşturdu ki ,yeryüzünde Seddavi gibi kadınların varlığı hiç yok bulmasın diye geçirdim içimden... Yazarımız, 1972 yılında işsizlik ile boğuşurken Mısırlı kadınlarda nevroz konusunu araştırmaya başlamış.Boş zamanının çokluğu,daha çok düşünme,yazma ve araştırma yapmasına neden olmuş.1973 yılında ise "Sıfır Noktasındaki Kadın " doğmuştur.
Kitap yazarın önsözü ile başlıyor. Cezaevine duyduğu merakın özellıkle kadınlar için nasıl bir şey olduğunu dile getirmiştir. Kanatır Cezaevinde tanıştığı doktorlardan birinin anlattığı kadınlar arasında en çok dikkatini çeken " Adam öldürdüğü için idam edilecek olan firdevstir. Hiç-bir yasal hakkını kullanmadan sadece ölümü bekleyen firdevs'in öyküsünü kaleme alan yazar Seddavi ;
"Firdevs ,umarsızca en karanlık sona doğru çekilmiş bir kadının öyküsüdür . Bütün zavallılığına ve umarsızlığına karşı bu kadın, benim gibi yaşamın son anlarına tanık olan herkese ,yaşama ,sevme ve kendilerini gerçek özgürlük haklarından mahrum bırakan bütün güçlere karşı direnip bu güçleri yenme isteği vermiştir." Diye bahseder.Gerçek bir kadını öyküsü olan firdevs yoksul bir köyde büyümüştür. Kitapta babası ve annesinin yönlerinden bahsederken ,sevgisizliğini anlatmak istemiştir.Anlatımının gerçekçiliği ile içiniz sızlıyor,küçük yaşlarda tacize uğrayışı ve bunu bir oyun olarak anlatımı,"Çocukluk hangi coğrafyada olursa olsun, insanoğlunun kirlenmedigi tek dönem."diyebilirim.Kız çocuğunun biraz büyümesi ile kirli gözlere hedef oluşunu firdevslede görüyoruz. Yaşca büyük amcası, babasının ilgisizliği, annesinin dayakları, geceleri açlıktan ağlayamaması ,küçük kardeşlerinin ölümlerini, "Baharda çoğalan, kışın titreyip tüylerini döken, yazınsa ishal olup zayıflayan, birbiri ardına köşeye büzülüp ölen civcivlere benzetmesi ... " Firdevse sarılıp, bağrınıza basmak istemenize nedne oluyor. Anne ve babasının ölümünden sonra Kahire'ye gönderilen firdevs yeni hayatıyla birlikte ,tekrar doğduğunu düşünüyor. Orta okulu bitirdikten sonra ki -Diploması bu dünyada ki tek gerçek ve temiz olan şey- daha 19 yaşındayken 60 yaşında bir şeyh ile evlendiriliyor .
Kadınlığının degersizliği,yaşamdan kaçışını ve başından geçen olayları anlatırken, yaşamınızı gözden geçirip . Cesur mu ,gururlu mu ,güçlü mü olduğunuzu sorguluyorsunuz...
Firdevs artık bir fahişeydi ama kaliteli bir fahişe fiyatını kendi belirleyen ,hayır diyebilen, gururlu yaşayabilmek için, onursuzca para kazanan bir fahişe olmuştu...
Fahişe olarak yaşadığı olayları, aşkları, yalnızlığı, dostluğu, riyakârlığı anlattığı o boş hücrede, yerde oturan Seddavi'nin yerinde olmak istiyorsunuz. Firdevsin gözlerine bakıp "Bu dünyada idam edilecek son kişi sensin". Demek istiyorsunuz. Incelememi bitirirken kitaptan bir alıntı eklemek istiyorum.
"Basarili bir fahişe, zavallı bir azizeden daha iyidir. Bütün kadınlar yalanların,dolanların kurbanıydı. Erkekler kadınları aldatır, aldandıkları için de onları cezalandırır;aşağılar, bu kadar düştükleri için cezalandırır;evlenmeye zorlar ,sonra da onur boyu hizmetçiliğe ,küfürlere ya da dayağa mahkûm ederlerdi. En az aldatılan kadının fahişe olduğunu kavramıştım artık.Evliliğin kadınların en zalim şekilde acı çekmesine dayalı bir sistem olduğunu anlamıştım.