·336 syf.····Okunma: 18 Haziran 2019 11:48 Neresi olduğunu bilmediğimiz bir ülkedeyiz. Oldukça sıradan bir günde oldukça sıradan insanlar ile başlıyor hikayemiz. Her şeyi dğeiştiren ise, trafik ışıklarında arabasının içinde yeşil yanmasısı beklerken birden "beyaz" körlüğe yakalanan adamın hikayesi oluyor. Evet yanlış okumadınız, adam kör oluyor ancak o bildiğimiz kapkara derinlikte olan şekli ile değil, aksine süt kadar beyaz bir körlükle karşı karşıya kalıyor. Peki bu tuhaf körlük onunla son buluyor mu? Tabi ki hayır, peşpeşe birkaç kişide daha bu nedeni bilinmeyen ve açıklanamayan körlük durumu ortaya çıkınca, şehir karantina altına alınıyor. İlk önce bu tuhaf körlüğün başgösterdiği kişiler eski bir akıl hastanesine götürülerek hastalığın bulaşıcı olması ihtimalina karşı toplumdan soyutlanıyorlar, ancak bu önlemler toplumsal körleşmenin önünde bir engel değildir. Evet, sanırım Saramago'nun anlatmaya çalıştığı bu körlük durumunu en iyi açıklayan kalıplardan biridir toplumsal körleşme. Sayıları iki elin parmaklarını geçmez iken birden tüm kente sirayet eden beyaz körlük nedeni ile sayısız insan kendini bu eski akıl hastanesinin koğuşlarında hayatta kalma mücadelesi içinde bulur. İşte bu hayatta kalmaya çalışma iç güdüsü, insanın özünde var olan iki yüzlüğüğü, ahlaksızlığı, yozlaşmayı da bir bir ortaya çıkarır. Güç koşullarda insanların toplum içerisinde iken göstermediği ya da gösterse bile görülmeyen riyakarlıklarının bir bir ortaya çıkması Saramago'nun toplumun körleşmesini anlatma hikayesini insanın yüzüne bir tokat gibi çarpar. Gözlerimizin değil, ruhumuzun körleşmesinin hikayesidir aslında okuduklarımız.