·416 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Şubat 2020 04:09 Bir kitapçıda gezerken rastgele rafta “Butimar” isimli kitabı görerek tanışmıştım yazarın kalemiyle. Sonra öykü kitabı, şiir kitabı, ikinci romanı derken anladım ki ben hep böyle kitaplarla tanışmak istemişim. Üçüncü romanı beklerken diğerlerini tekrar okuyup hasret gidermeye çalıştım bir nebze. Ve sonunda kavuştuk...
Badımcan ile başlayan yolculuk Zencefil ile devam etti ve şimdi de Nohut ile tanıştım. Küçük ama o kadar tatlı ayrıntılar ki onlar. Ayvaz ve Firuz ile tanıştım. İki samimi dost. Her ne kadar günümüzde “Dostluk” kavramı bana çıkar ilişkisine dayalı sahtekarlıklar gibi gelse de roman kahramanlarının dostluklarıyla teselli ettim kendimi. Bir amaç uğruna çabalamayı yahut bir şeylerden zor da olsa vazgeçebilmeyi gördüm.
Kitabı okurken sürekli şunu sordum kendime “Ben bu kitabı okurken neden bu kadar çok keyif alıyorum?” Çünkü üç gün boyunca okumaya kıyamasam da her dakikama eşlik etti kitabım. Yazar “Butimar”da “Bitmemesi için ara verdiğimiz kitaplara benzeseydi ya her şey..." diyordu bir bölümde. İşte ben o bitmesin diye ara verilen kitaplardan birini daha okudum bu üç günde. Gürültülü bir yerde bir taraftan kitabımı çıkarıp okuma isteği duyarken diğer taraftan kelimelerin ziyân olabileceği ihtimaliyle en güzel saatlere sakladım hep okumalarımı. Bir taraftan sonraki sayfalarda ne olacağını merak ederken bir taraftan bitecek olması ve “Kim bilir bir daha ne kadar zaman sonra böyle bir kitapla tanışacağım?” düşüncesinin hüznünü yaşattı kitap bana.
Şimdi gelelim neden okurken böylesine keyif aldığıma; “Öncelikle bir kitaptan neler beklediğimizin bir listesini yapalım. Güzel kurgusu ilk sayfadan kitaba bağlasın okurunu. Yeni kelimeler öğretsin, açıp sözlükten anlamlarına baktırsın. Farklı kitaplarla ve yazarlarla tanıştırsın ki ben bu kitapların kitaplara götürmesi olayını haddinden fazla seviyorum. Arada tebessüm ettirsin mesela. Tarihi konulara da değinse fena olmaz, ama çok derine inmeden. Siyaset ile kirletilmesin satırlar ve din kavramı, dikkat çekmek için edebiyata meze edilmesin. Sonra altı çizilecek, düşündükçe gülümsetip “ne güzel cümle olmuş yaa” dedirtecek cümleler olsun. Hem çizmeye kıyamayayım hem de kitap benden izler taşısın isteyeyim. Aşk basitleştirip ele ayağa düşürülmesin, çirkinleştirilmesin. Arada hikayeler, masallar, efsaneler kurguya ayrı bir nefes olsun. Kendimizden karakterlerin yanında uçuk kaçık karakterler de olsun mutlaka. Zamanlar arası geçişler olsun ya da olmayan zamanlar, olmayan mekanlar zihnimizde can bulsun...” diye uzar gider daha bu liste. İşte bu aradıklarımın hepsi bu kitapta var. Ve ben daha kitaba başlamadan bunları biliyordum.
“Kitap şöyle başlıyor, böyle devam ediyor” demek istemiyorum çünkü içinde yaşananlardan daha çok bana hissettirdikleri paylaşmak istedim. Herkesin kitaplardan beklentileri farklıdır hatta beklentiler aynı olsa bile o kitabın kişilere çağrıştırdıkları aynı olmayabilir. Zaman, mekan, geçmiş yaşantı, okunan kitaplar... Hepsi değiştirir okuduğumuz kitaptan aldığımız hazzı. Mesela kitapta geçen kısımlarda Oblomov okumayan bir okura Oblomov göndermesi anlamsız gelebilir veya Suç ve Ceza’da ki Raskolnikov üzerine yapılan konuşma yersiz gelebilir. Bu sebeple “Mutlaka okumalısınız, harikaydı, nefisti, çok beğeneceksiniz” gibi beylik laflar etmek istemiyorum bu kitap için. Sadece ben güzel bir yolculuk yaşadım bu kitapla ve bunu da sizinle paylaşmak istedim o kadar. Herkese keyifli bir hafta sonu ve keyifli okumalar diliyorum.