Oğuz Atay bu romanıyla, dünyaya, şeylere, ben'e, ötekine ve onların karmaşıklık içindeki yerlerine dair bir soruşturmaya gidiyor. Bireyin varoluş ve 'ben' sorununa katmanlı ve iç içe geçmiş bir yapıyla cevap aramaya koyuluyor. Onun bu anlatı biçimi ve varoluş sorununa aradığı çözümler aslında sadece felsefi bir soruşturma olmakla kalmayıp bizlere biraz da sanatın nasıl olması gerektiği hakkında bilgiler de sunuyor.
Sanayi Devrimi ve 20. yüzyılda yaşanan sosyolojik ve teknolojik gelişmelerin devamında, edebiyatta sıklıkla karşımıza çıkan bireyin 'ben' sorunu ve akabinde öz benliğe yabancılaşma postmodern döneme gelindiğinde artık daha kapsamlı bir yanıt arama eğilimine girmiştir. Bu noktada yazarımız hikayeyi zaman zaman düz bir anlatıya zaman zaman tiyatro metnine dönüştürerek oyun içinde oyun havası katmış ve ana kahramanın birinci tekil şahıs olurken üçüncü tekil şahıs olarak bakış açısını değiştirmesiyle hikayenin bazen rüya biraz sayıklama ya da Hikmet Benol'un kişilik bölünmesi yaşaması oldukça dikkat çekici bir hal alıyor. Bu kitap şu karacık metinle anlatılmıyor inanın. Listenizde okunmayı bekleyen kitaplar arasında kaçıncı sıradadır bilemiyorum ancak çok fazla bekletmeyin derim. :)