Sevememekten askıda kalmış bir hayat; ne ölü, ne de canlı...
10/10
·43 syf.··
Beğendi
·
2020 14. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 23 Şubat 2020 03:40
Bu kitabı o kadar sevdimki kitaba dair ve bende hissettirdiklerine dair bir kaç satır yazmak istedim. Öncelikle Marguerite Duras’ın okuduğum ilk kitabıydı. Kitabın kapağının güzelliği bir yana ismi... Diğer kitaplarının da bu yoğunlukta olduğunu umarak elbette ki okuyacağım. Bu kitabına gelirsek; 43 sayfacık ellerinizin arasından kayıp giden... Sevemeyen bir adam ve parayla satın alınmış bir kaç gece. Kadın uykulu, adam yorgun. Sevememekten yorgun. Cinsellik var ama sevgi yok tıpkı günümüz ilişkileri gibi... Bir gece kadın, adamın ölüm hastalığına yakalandığını söyler. Bu tabii bir metafordur. Sevemeyen bir insan için daha güzel bir tabir olabilir miydi? Zannetmiyorum. Bizi üzen, sevindiren, kimi zaman huzurlu kılan, kimi zaman huzursuzluktan kusturan, heycanlandıran, korkutan kısacası yaşatan bir duygu olan sevgiden yoksun olmak ve onu hissedememek ölüm değilde ne? Ruhundaki çatlaklardan içeriye hiç sevgi sızmamış bu adamın. En yoğun, en anlamlı; arzularımız, özlemlerimiz, duygularımız arasındaki boşlukları dolduran bir duygudan yoksun olan adamın, içindeki boşluklara dalmak... Oldukça etkileyici bir derinlikte yazılmış satırlar arasında kadınla beraber gözlerim kapandı uyudum, adamla beraber dalga seslerini dinledim... Fırlatılıp atıldığımız şu koca, yaşlı, şişko dünyada, her şeyin basitleştiği sevginin bile taklitlerini her köşebaşında gördüğümüz, bu belki simülasyon belki de bir rüya olan ve artık bayat tadı veren bu yerde, yine de tek tesellimdir benim sevgi... Geceler boyu düşündüm; her gün kalkıp işe, okula, bir yerlere koşturmanın, yorulmanın kısacası tüm bu hengame için bir anlam arayıp durdum. Sonunda sevgi dışında hiçbir şeyin, doğmuş olmamın bile bir anlamı olmadığına karar verdim. Anlam arayışında olmamın doğallığını da çok sonradan anladım. Bu doğrultuda tüm eylemlerimizin de ona, sevgiye yönelik olduğunu öğrendim. Benim de sevgiden başka çarem ve tesellim olmadığını öğrendim. Sevdikçe doğruldum, tutundum, yaşadığımı ve gerçek olan bir şeyleri hissetim belki de kendimi keşfettim. Oscar Wilde’ın da dediği gibi bir insanı ancak sevgi hayatta tutabilir. Bu yüzden karakterimiz ölüm hastalığına yakalanmış durumda... Her satırı kafanızın içerisinde yankılanan yoğunlukta olan bu kitabı okuyup o boşluklara dalmanızı ve sevmeyi hatırlamanızı içtenlikle tavsiye ederim. Ve bana tüm bu duyguları yeniden anımsattığın için ruhundan öperim Durascım... Sevgiyle kalın...
Ölüm HastalığıMarguerite Duras · Metis Yayınları · 2005760 okunma
·
561 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Bu alıntıda dahi hissedebileceğim onca şey varken söyleyebileceğim tek kelime yok.
Dicle
Gönderi Sahibi
Kitabın olayı bu sanırım. :)
Duras’ın okuduğum ilk kitabı. Adeta kendimi teraziye koyarak okudum. İnsanı aynalarla dolu farklı bir boyuta sürükleyerek kendine baktırır gibi yazılmış. Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası’ndan hemen sonra okumak da ayrı bir ruh hali kattı. Bihruz Bey’den buradaki erkek karaktere geçmek...
Dicle
Gönderi Sahibi
Bahsettiğiniz kitabı okumadım fakat yorumunuz üzerine kitabı tekrar elime alıp karıştırdım ve yine tarifi imkansız duygular. Ahh ölüm hastalığı... Bu kesinlikle çok farklı bir kitap. Şu alıntı anlatamadığımızı anlatır belki... “İçinizde, nedenini bilmediğiniz hıçkırıklar vardır. Sanki sizin dışınızda bir şeymiş gibi kıyınızda kalakalırlar, size kavuşamazlar ki onları ağlayarak atasınız. Siyah denize karşı, uyuduğu odanın duvarına karşı, kendinize ağlarsınız, bir yabancının ağlaması gibi.”