Savaş, toplumdan dışlanma, savaşın insan hayatında bıraktığı derin izler, aşk, annenin evlada duyduğu o yoğun sevgi, hüzün ve insanın boğazında düğüm düğüm kalan kurgusal dizin... Hepsi bu harika hikaye kitabında. Kitap üç kısa hikayeden oluşuyor ve okurken ne olur bitmesin, bitecekse de mutlu sonla bitsin diye umut ediyorsun ancak çok nadir hikayeler mutlu sonla biter.
Stefan Zweig bence çağından çok önde olan bir hassasiyete ve ince bir ruha sahipti. Savaş onunda hayatını etkilemişti. Hatta savaş onun hayatını sonlandırmasında belki de en büyük etkendi. Hayatında taşıyamadığı bu insanı dehşet savaş onun hayatını sonlandırdı ancak yazınları bizlerin ruhuna okudukça ışık tutuyor. Bizi bu kadar etkileyen kurguları mı, dilindeki o akıcılık mı, aslında bize fark ettirmeden yönlendirdiği sorular mı bilmiyorum ama okumaktan çok keyif alıyorum. Evet kurgularında bir hüzün var. Bir hüznü okuyup insan mutlu olur mu, olur, çünkü o kadar çok sorgulattırıyor ve hayatımıza o kadar güzel ve insancıl duygular bırakıyor ki o yüzden bu yazarımızı okumaktan ben çok mutluyum. Keşke hayatına son vermeyip daha da yaşasaydı ve daha çok yazıp hayatımıza ışık tutsaydı. Bize bir ışık olan bu yazarımızın ışıklar içinde olmasını temmenni ediyorum. İyi ki kitaplarını okumaya başlamışım ve size de şiddetle tavsiye ederim.