kitap "natural history of religion" ve "dialogues concerning religion" adlı iki metnin çevirilerinden oluşuyor.
-1. bölüm-
dinin doğal tarihi'nde hume, dinlerin politeizmden monoteizme doğru geliştiğini savunuyor. insanın sınırlı düşünüşünün bir sonucu olarak eski dönemlerde tanrıların antropomofik olarak tahayyül edildiğini söyleyen hume, monoteizmin, özelde ise teizmin, düşünüşün sınırlarının genişletilerek tanrı'nın tek ve yüksek erdemlerle donanmış bir varlık olarak tahayyül edilmesinin bir sonucu olduğunu düşünüyor.
hume, politeizmin insani hoşgörüyü içermesi nedeniyle monoteizmden daha üstün olduğunu düşünmekle birlikte tanrı'yı en alçak sıfatlarla birlikte düşünmenin teorik ve pratik sonuçlarını affetmiyor.
hume dinlere bütünüyle karşı çıkmıyor, fakat politeizmin sınırlı mütehayyilesi ile monoteizmin despotluk ve dogmatikliğini eleştiriyor.
bu metinden anlaşıldığı kadarıyla hume din ile felsefenin başa baş yürümesi gerektiğini, fakat kendi zamanında felsefenin dinin kölesi haline getirildiğini düşünüyor. bu açıdan onun genel bir din kavramına değil, fakat tarihsel dinlere ve onların yıkıcı evrimlerine karşı çıktığını söylemek makul görünüyor.
şaşırtıcı bir biçimde hume teleolojik argümanı esasında felsefi aklın doğal bir sonucu olarak görüyor ve bu argümanın en onulmaz eleştirmeni olduğu halde, -eğer burada onun ironik üslubu iş başında değilse- bütün bu düzenliliğin arkasında akıllı bir yaratıcının olduğunu açık bir şekilde kabul ediyor.
-2. bölüm-
hume, doğal din üstüne söyleşiler'de büyük ihtimalle kendisini temsil eden septik philo, teleolojik argümanın savunucusu olan cleanthes ve ortaçağ islam filozoflarının tanrı tasavvuruna sahip olan, tanrı'nın a priori bilinirliğini savunan demea arasında geçen diyaloglara yer veriyor.
bu diyaloglarda ironik üslubu tercih eden hume, her ne kadar philo'yu kendi temsilcisi addetse de demea ve cleanthes'e de kendine ait olduğunu bildiğimiz düşüncelerini söyleterek kafa karıştırıyor.
metnin girişini yazan ernest c. mossner, hume'un bilinçli olarak böyle kafa karıştırıcı bir üslup seçtiğini ifade ediyor. çünkü ona göre metnin esas gücü philo'nun rakiplerinin "ağzına saçmadan başka bir şey koymamak"tan kaçınmasından ileri geliyor.
hume'un meşhur ironik üslubunu, diyalogları aktaran pamphilus'un anlatım biçimine yansıttığını savunan mossner, aslında onun metnin başlarında üç konuşmacı hakkında söyedikleriyle okuyucuyu bilinçli olarak yanlış yönlendirdiğini ifade ediyor. çünkü diyaloglardan görüldüğü üzere cleanthes'in felsefi tutumu kesin değil, karışık; philo'nun kuşkuculuğu özensiz değil, disiplinli; demea'nın doğru yolcu tutumu katı değil, politik bir nitelik sergiliyor. mossner, pamphilus'un metnin sonunda cleanthes'i galip ilan etmesinin ise tamamen çağdaşlarının hume'un üzerindeki baskısının bir sonucu olduğunu düşünüyor.
bu metniyle kant'ı dogmatik uykusundan uyandıran hume, gerçek din-tarihsel din ayrımıyla da kant'ı epey etkilemiş görünüyor. hume, kitabın 1. bölümünü oluşturan dinin doğal tarihi'ndeki din görüşünü destekler biçimde bu metinde de tarihsel dinlere ateş püskürürken, felsefeyle başa baş yürüyen gerçek dine saygısını açıkça ifade ediyor.
kitabın çevirisine gelince, türkçe felsefi literatürde yerleşik olan kavramlar yerine pek kullanılmayan ifadelerin tercih edilmesi, mesela inayet yerine kayra kelimesinin kullanılması ve tam karşılığının ne olduğu üzerine hala düşündüğüm "andırışma" gibi tuhaf ifadelerin tercih edilmesi metnin anlaşılırlığını olumsuz etkiliyor.