·112 syf.····Okunma: 03 Mart 2020 22:20 Mısır'lı feminist yazar Neval El Seddavi'nin kaleminden dökülen roman, bir kadının gerçek hayat hikayesini naklediyor. Yazar yalın, açık, net ve çok keskin bir üslup ile yazmış. Olaylar sert bir tokat misali okuyucuya sunuluyor. Gerçek bir acı anlatılmış ve bu acıyı karşıya hissettirebilmek için süslü sözlere gerek duyulmamış çünkü acının dili olmaz...
Din ile beslenmiş ve dini erkeksi bir sistem haline getirmiş olan toplumun içinde doğan Firdevs, kitabın başından sonuna kadar değişimler yaşamış, acılar çekmiş, afallamış, düşmüş, kalkmış, kararlar vermiş ve başkaları tarafından sürekli kullanılmış bir kadın. Peki bütün bunlar ne zaman başladı?
Babasıyla mı?
Amcasıyla mı?
Şeyh Mahmut? Beyumi? İbrahim? Marzuk? Ona sahip olan diğer erkekler?
Yoksa yaşadıkları, kadın olduğu için toplumun önüne koydukları mıydı?
Peki ya ismi? İsmi ile yaşadığı hayat arasında bir bağ var mıydı.?
'Firdevs' mana olarak 'Cennet, Bahçe' anlamına gelmekte. Oysa hayatının cehennem ve bataklıktan bir farklı yoktu.!
İroniktir ki Firdevs'in sürekli dikkatini çeken şey insanların gözleri ve elleri. Çünkü bir insan bu iki uzuv ile dövebilir sevebilir, yara açabilir yara sarabilir, bir insanı yaşatabilir ya da öldürebilir. Ve onun karşısına çıkan bütün eller ve gözler lokmalarını saymaktan, onu incitmekten, kırmaktan, ona acı vermekten ve onu taciz etmekten başka bir şeye yaramadı. Nitekim bu iki uzuv ona tecavüze uğramanın ve fahişelik yapmanın kapılarını açtı...
Yaşadığı kısa hayatı süresince defalarca kaçmış ve defalarca başa dönmüştür. Mecbur bırakıldığı yanlış evlilik ve fahişelik ona darbe üstüne darbe indirirken, belki de yaşadığı ve onu ruhen mahveden iki güçlü yaşantı vardı. Birincisi bir müşterisinin (aynı zaman da arkadaşı) 'Sen saygın bir insan değilsin.' demesi ve ikincisi aşık olması.
İlki bir kurtçuk misali beynini yemiş, iştahını kaçırmış ve uykularından etmiş, ikincisi ise; sadece kan pompalamaya yaradığını zannettiği kalbini en derinlerden kırmış ve hüzünlendirmiştir.
Aşık olduğu adam ile ilgili şu sözlerinin etkisi ise tarifsiz, '... İbrahim' i evlenmesinden dört yıl sonra bir rastlantı sonucu gördüm. Beni alıp evine götürmek istedi. Ona olan aşkım henüz bitmemişti, reddettim. Ona fahişelik yapamazdım. Ama birkaç yıl sonra ısrarlarına dayanamayıp evime gelmesine izin verdim. İşi bittikten sonra, para vermeye niyetli olduğuna ilişkin tek bir hareket yapmadan gitmeye davrandı.
"Para vermeyi unuttun," dedim.
Cüzdanından titrek parmaklarla on lira çıkarıp verdi.
"Fiyatım en az yirmi liradır," dedim, "bazen daha da fazla olur."
Cüzdanından on lira daha çıkarırken elleri gene titremeye başladı. Aslında bana aşık olmadığını, her gece sırf para ödememek için bana geldiğini anladım. ' (sayfa:90)
Firdevs' in yürek sızısının yanında, İbrahim'in tek istediği şey kendini tatmin edeceği bedava bir bedendi...
Peki bütün bu olanlar da suç kimdeydi?
Bir kadın olarak dünyaya gelen, doğar doğmaz önce kendi babası sonra da başka insanlar tarafından horlanan, yaşamı boyunca toplumun elinde bir oyuncuğa dönen Firdevs'in mi?
Asıl fahişe olan toplum mu, toplumun yobazlığı mı, ataerkil sistem mi yoksa bir kadın mı?
FAHİŞE OLAN TOPLUMUN KENDİSİ VE İÇİNDE BARINDIRDIĞI İNSANLARIN DÜŞÜNCELERİYDİ, FİRDEVS'İN BEDENİ DEĞİL!!
Firdevs bunu biliyordu. O yüzden katil oldu, o yüzden o kokuşmuş, çürük sisteme affedilmek için yalvarmadı. Her yolu denemiş, nispeten başarmış, çoğunlukla düşmüş, başa dönmüş ve sonuç olarak ölümü seçmişti. O, kendi üstüne düşen meşaleyi bedeni ve hayatı ile ateşledi..
Okunmasını tavsiye ederim, özellikle yüreği ile okumasını bilenlere.
Firdevs'e sahip çıkma umudu ile..
'... "Portakal mı seversin, mandalina mı?" diye sordu.
Cevap vermeye çalıştım, ama sesim çıkmadı. O güne kadar kimse bana portakal mı mandalina mı sevdiğimi sormamıştı. Babam bana hiç meyve almazdı, amcamla kocam da ne istediğimi hiç sormadan alırlardı. Açıkçası, bende mandalinayı mı, portakalı mı tercih ettiğimi hiç düşünmemiştim... ' (sayfa:55)