Böylelikle kutsal Arap şiiri üçlememi tamamlamış bulunuyorum: Mahmud Derviş,Nizar Kabbani ve Adonis.Türk dili ve edebiyatı okuyup Arap şiirine merak salmak hayranlık beslemek neçe harekettir ama şunu öğrenmiş bulunuyorum ki çeviri yalnızca hikaye ve romanda değil şiirde asıl metnin candamarıdır.Şiir zaten tabiatı itibariyle kendi dilinde okuyanın bile hafsalası zengin değilse algılayabildiği bir metin değildir.Kaldı ki o şiiri başka dilden devşirerek okumak...Özellikle Adonis'in bu kitabını okurken o kadar zorlandım ki.Ne diyor ne anlatıyor başa sarıp sarıp anlamaya çalıştım.Yer yer e be adam(Metin Fındıkçı) ona öyle mi denir o kelimenin yerine şunu koysaydın ya dedirtti sonuna kadar.Çevirirken aynı zamanda şiirsel estetiğe sadık kalmak çok çok zor bir iş görülüyor ki.Yine de aslından dinliyormuş gibi o Arap tınısını hissettiriyor şiirlerin kendisi.Coğrafyasıyla o kadar bütün o kadar lezzetli ifadeler içeriyor ki.Daha önce de söylediğim gibi Arap şiiri her çağda güzelliklerini korumayı başarıyor.