·824 syf.····Okunma: 04 Mart 2020 23:05 Merhaba
Karşınızda Komünizm…
İşin aslı bu kavram üzerinde sayısız yorum ve fikir görüşü bulunmakta, kısa ve tarafsızca özetlenebilir ki; ortak mülkiyete ve servetin gereksinime göre dağıtılmasına dayalı toplumsal ve siyasal düzendir komünizm.
Kimi için eşitlik, kimi için özgürlük.
Yeteneğine ve ihtiyacına göre yaşayan sınıfsız toplum.
Belki en büyük yanılgıda ekonomik açıdan hayatı düzenleyecek çıkış yolu olarak görenlerin oluşturduğu algıdır sanırım. Bugün ülkemde aynı algıyla sözde makam sahipleri yaşasın Stalin işçinin kurtarıcısı başlıklarıyla doğum gününü ve ölüm yıldönümünü kutlayabiliyor. Ülkesinin dahi kutlama yapmadığı Stalin’e insanlığın umudu, ezilenlerin yoldaşı nidaları görebiliyoruz. Bilgi sahibi olmadan faşizmi yenen yüce insan boyutuna taşıyanlar da mevcut. Oysa komünizm sadece ekonomik bir bakış açışı değildir. Senin anladığın tabirle para kavramı yok ve huzur bol!!
Komün yaşama zorlanmamış olan yurdum insanının kimleri kahraman ilan ettiğine iyi bakmak gerek!
İlkel toplumlarda olduğu gibi her şeyi ortak ifa etmektir komün hayatı. Mülkiyet ortak, üretim ve tüketim ortak herkesin eşit çalıştığı, eşit paylaştığı yaşamak için gerekenden fazlasının üretilmediği hayattır. Peki siz üç odalı bir evde ihtiyaç alanlarını ortak kullanıp yan odanızda yabancılarla yaşamayı kabul eder miydiniz?
Sırf devletiniz yükselişin burjuva yaşamını terk edip ortak birlik ve mücadele ile kalkınmanın sadece birlikte yaşam fikrinden geçtiğini dayattığı için ve bunu yaparken devlet kavramından üstün hiçbir şeyin olmadığını zihinlerinize gerekirse silah zoruyla kazıdığı komün hayata ne derece sempati duyabilirsiniz?
Yıl 1941 ve sonrası. Bronz Atlı. (Puşkin”e ithafen)
Sovyetler Birliği, Almanya”nın saldırısı ile İkinci Dünya Savaşına girmektedir. Birkaç gün sonra 17 yaşına girecek olan Tatyana ailesi ile Leningrad da Beşinci Sovyetler Bölgesin de yaşamaktadır. Savaşın resmen ilan edildiği ilk gün, ailesi için erzak almaya giden Tatyananın kaderi aldığı dondurmasını otobüs durağında yerken değişecektir. Böyle basit bir eylemin koca bir ömrü değiştirecek olması ne garip değil mi?
Diğer büyük kahramanımız Alexandır, Kızıl Ordunun yakışıklı ve içinde ölümcül sırlar taşıyan subayıdır. Bronz Atlı kitabını yalnızca bir aşk kitabı olarak görmek imkansız her ne kadar büyük bir aşk anlatılmış olsa da bunun ötesinde bir aile, sınanan kardeşlik bağları da çok iyi işlenmiştir. Ama bence en önemli tarafı İkinci Dünya Savaşını, SSCB önderliğinde ki halkın hayatını, partiyi, komünizm ve yaşamını çok iyi eleştirmektedir. Üstelik bunu okuyucunun gözüne sokmadan o kadar iyi bir anlatımla kaleme almış ki, hayran kalmamak elde değil.
Bronz Atlı da şahit olduğum Leningrad Kuşatması beni tarihin içine öyle bir çekti ki günlerce dönemin lideri Stalin, kendi halkının Şeytan Lakabı taktığı Stalin. Milyonları savaşın dışında ölüme götüren, asılsız şüphelerle hatta keyfi biçimde kendine inananların sonunu getiren Stalin diye söylenip durdum beynimin içinde.
Düşünsenize çok soğuk dondurucu bir iklim savaşın içindesin, yiyecek ekmeğin yok, caddeler insan cesetleriyle dolu, sokak hayvanları bir yana artık ölenlerin uzuvları kesilmiş muhtemelen açlıktan ölme noktasına gelenler tarafından ve bu koşullar da bir de Stalin”in casusları olan İçişleri Halk Komiserliği adamlarının korkusunu yaşıyorsun.
Devlet sana elinde bu zor günleri inancınla aşman için bir din bile vermiyor, çünkü yürüttükleri politika da devletin üstünde hiçbir güç olamaz. Birey için yalnızca devlet vardır. Ve tanrıya inanmanız devleti ikinci sıraya geriletir dolayısıyla bu kabul edilemez.
İkinci Dünya Savaşı Sovyetler Birliğine 27 Milyon insan kaybı yaşatmışken, Stalin”in kendi halkını yok ettiği sayının da bu rakamdan eksiği yok fazlası vardır. Öyle ki en yakınlarını hatta savaşta tek bir kayıp vermeyen büyük başarılara imza atan Mareşal Jukov”u bile sürgüne gönderip, yok etmiştir. Rus asıllı bile olmayan 1.62 cm boyunda ki Gürcü adamın yaptıkları akıl alır gibi değil.
Bugün Almanları yenmekte önemli rolü var ya da Komünizmle ülkesini büyük bir kalkınma derecesine taşıdı diyerek övünenler, bunun ardında ki kanlı şartları araştırmalı ve tarafsız ele almalıdır.
Gelelim hem tarih hem siyasi hem savaş hem kurgu üstelik ufak da olsa gerçek hayattan oluşmuş bir kitabı değerlendirmek, bu kadar ele alınacak şey varken hepsine kısaca değinmek zorunda olmak kolay değil, gönül isterdi ki daha uzun ele alabileyim. Fakat Bronz Atlı serimizin ilk kitabı olan 800 küsur sayfa hikayemizin sadece başlangıcı, yani devamını okudukça bir bütün olarak ele alacağım yazılarım da gelecek elbette.
Toparlayacak olursam yazarın başarısı kendisinin de Leningrad doğumlu olmasında saklı olsa gerek, kitabın en sonunda ki açıklama da kendi ailesi ve hayatları hakkında bilgi vermiş yani okuyacağınız bu kitap tarihi gerçeklerle birleştirilmiş olmasının haricinde, yazarın ailesinin hayatından alıntılarla kaleme almasıyla daha da ayrı bir lezzet veriyor.
Sadece başarıdan bahsetmek olmaz, dilini bazı noktalarda zayıf bulduğumu da belirteyim. Evet çok iyi bir kurgu ama bazı noktalarda hikayeyi okuyucuya yaşatamıyor. Ya da ben bu tarz savaş üzerine kurguları çok okuduğum için aradığım tadı bulamadım özellikle kuşatma dönemleri anlatılırken insanın içine daha çok işleyebilirdi öykü. Tabi kişiye göre değişecek bir kavram sizler sık sık tarihi kurgu okumuyor olabilirsiniz işte o zaman eşi benzeri olmayan harika bir esere dönüşecektir Bronz Atlı.
Serinin devamını okudukça tavsiye etmeyi isterim aslında ama şu noktaya kadar yazar iyi bir iş çıkarmış bu yüzden okuyacak olanlara, merak edenlere tavsiyemdir.
Seri ilerledikçe incelemeler de görüşmek üzere…