·104 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Mart 2020 15:09 Şair, yazar, çevirmen, akademisyen aydınımız Ataol Behramoğlu bu kez yazdığı üç bölümlük bir oyun ile entellektüel dünyamıza katkıda bulunuyor.
Bu eserde, kimilerine göre ajan, kimilerine göre sadece başarısız Çırağan baskınını yapan kişi olarak anılan Ali Suavi'nin hiç de iddia edildiği gibi bir insan olmadığını gözler önüne seriyor.
Eserin son sayfasındaki ifadeler aslında bizde memleket meseleleri üzerinde farklı düşünüp bunu ifade etmekten korkmayan insanların yazgısını özetler niteliktedir:
"Londra Muhbir’inin 1867’de yayınlanışından yaklaşık 120 yıl sonra, 1986 yılında, kendı’ Paris sürgünümde yayınladığım ANKA dergisinin ilk sayısında yer alan “İKİ ATEŞ ARASINDA” adlı giriş yazısında, demokrasi ve insan hakları için müca- dele eden Türk aydınının iki ateş arasında olduğunu yazmıştım.
Kendi ülkesindeki demokrasi karşıtı baskılar ve ülkesine karşı başka ülkelerdeki Önyargılar. ..
Londra Muhbir’inin ilk sayısında derginin amacı belirtilirken de iki ilke dile getiriliyordu:
Şark ahalisinin eğitim ve medeniyette ileri gitmelerini sağlayacak olan yeni fikirleri serbestçe yazmak,
Şarklılar hakkında Avrupalıların yanlış anlamalarını düzeltmek
Ali Suavi’yle aramızdaki bu akıl ve yürek yakınlığını gördüğümde hem heyecan hem şaşkınlık duyduğumu, aynı zamanda da aydınımızın bu değişmez yazgısıyla ürperdiğimi gizleyemem.
Zalim ve cahil bir kaba kuvvetin parçalayıp yok ettiği bu kısa fakat büyük yaşamdan gelecek bütün kuşaklara örnek olması gereken özellikler ise bence şunlardır:
Dinmek bilmez bir Öğrenme ve bilme susuzluğu ve öğrendiklerini yaşama geçirme sorumluluğu.
Büyük, eşsiz bir vatanseverlik."
Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunu Mustafa Fazıl Paşa, sürgüne gittiği Paris’ten Sultan Abdülaziz’e bir mektup yazdı. “Padişahların saraylarına en zor giren şey doğruluktur ibaresiyle başlayan 18 sayfalık mektup 7 Mart 1867’de “La Liberte” gazetesinde yayınlandı.
Sonradan Genç Osmanlılar olarak anılacak kadroyu Ali Suavi, Namık Kemal ve Ziya Paşa'yı Paris'e getirtip gazete çıkarmayı planlıyordu. Bu isimler kendisinden sonraki kuşaklara özellikle de Türkiye Cumhuriyeti'nin de kurucu kadrolarına esin kaynağı olacak kişilerdi.
Behramoğlu Ali Suavi'yi bu eserinde mercek altına alıyor, iddia edildiği gibi basit bir batı hayranı olmayıp mütedeyyin ve vatanperver yönlerini ön plana çıkartıyor.
Ali Suavi cumhuriyetten yazılı ve sözlü olarak söz eden, hilafetin dinde yeri olmadığını açıkça ifade eden ilk kişidir.Türkçe diğer dillerden üstünlüğünü iddia etmiş, latin alfabesini savunup, duaların türkçe okunması gerektiğini savunmuştur.
Falih Rıfkı Atay "kuvvetlerimizin tutabileceği bir anayurt sınırları içinde, sağlam ve devamlı bir devlet kurmak sadece hâkim milleti yetiştirmekle uğraşmak fikri, ali suavi'den mustafa kemal'e kadar havada kalmıştır" diyerek Ali Suavi'nin önemine atıfta bulunuyor.
Oyun, metinler arasında benim okumaya en zorlandığım yazı biçimidir. Ancak Ataol Behramoğlu'nun tarzı çok akıcı, bir solukta okunacak, ancak üzerinde çokça düşünülecek bir eser.