deliduman, dermansız ve güdük bir ilçeden haykırmaya başlıyor, istanbul’a uzanıyor. çocukluğumuzun, hatıralarımızın ve bütün sokaklarımızın üzerinden dangır dungur geçen imar ve para iştahına lanet! `riyakâr dünyaya allahsız sermayeye, martılara, küçük bir kızın kalbini kıranlara isyan ediyor`. barikatların arkasında, soluk soluğa, yapayalnız, erken kaybeden bir delidumanın öyküsünü çemkiriyor.
okurken bölüm sonlarında çiğdem'in son cümleleri özellikle ah şimdi bir orhan gencebay olsa da dinlesek hissi uyandırdı bende. arabesk her zaman satar bu memlekette, benim için de öyle. yazar da bunu bol bol ama iyi kullanıyor.
çağlar'ın çürük domates satan pazarcıya seslendiği bölümse tanıdıktı, çünkü selim ışık da tutunamayanlar'da bundan pek muzdaripti. neyseki gezi'de o dilenci çocuğun peşinden niye koşturduğunu yaşlı amcaya anlatabildi de biraz rahatladık :) böylece ezik olmadığını kanıtlayabildi çağlar.
parti adları, tanımlamalar, mayonez yapma sahnesi pek komikti.
cer-modern'deki söyleşisinde emrah serbes "gittiğim psikolog bile bana behzat ç.'yi soruyor, başka bir kitap yazamayacağım diye çok korkuyorum" demişti, ben naçizane bir okur olarak tatmin oldum bu kitaptan.