Bakın, ben tam bir etoburum. Ben, en sevdiği yemek İskender Kebap, en sevdiği tatlı Kazandibi (içinde tavuk var!) olan bir insanım. Ben, arkadaşım bana "Bursa'dan ne getireyim" diye sorduğunda "İskender!" demiş bir insanım. Bu kitabı okumak istedim, şu iki sebepten ötürü:
1-Bir insan neden vegan olmak ister "hakkatten"? Benim gibi düşünmeyen insanların bunu neden yaptığını gerçekten merak ettiğim için okumak istedim.
2-Hayvancılığın karbon ayak izinin çok yüksek olduğunu ve çevre kirliliğinde rolünün çok büyük olduğunu biliyordum ancak bununla ilgili kaynak kitaplar okuyarak elle tutulur, sayısal verilere dayanan bir bilgi birikimi edinmek istiyordum. Özellikle çevre kirliliği ve sıfır atık ile ilgili yazılar kaleme aldığım için, hayvancılığın çevreye etkisini konu almadan önce bu alanda iyice okuyup araştırmam gerekiyordu. Yazılarım için:
uplifers.com/author/cagla-akman
Kitap girizgah bölümünde konuya epey sert ve agresif dalıyor ve "kimseye saldırmıyoruz" diye en baştan uyarı yapıyor. Sırf bu uyarının kendisi bile insanı germeye yetiyor. Ancak kitabın ilerleyen bölümlerinde gayet makul, açıklayıcı ve ılımlı bir dil ile derdini anlatmaya çalışıyor.
Üşenmedim, kitapta verdiği her kaynakçayı tek tek açıp okudum. Gerçekten de hayvansal gıda tüketmemenin, eğer iyi planlanmış bir bitkisel diyet uygulanırsa, sağlık açısından hiçbir sakıncası yokmuş! Bütün o "sadece hayvansal gıdalarda bulunur" denilen B12, omegalar, demir, kalsiyum, D vitamini vb. besin öğeleri aslında bitkisel kaynaklardan da gayet alınabiliyormuş. Üstelik bitki temelli beslenmede, hayvansal gıdalardan aldığın ve kalp-damar hastalıkları ile ilişkilendirilen doymuş yağların hiçbirini almıyorsun - ki kaynakçada incelediğim pek çok sağlık ve beslenme kuruluşu, vücudumuzun bunlara o kadar da ihtiyacı olmadığı konusunda hemfikir.
Ben bir moleküler biyologum, yani iş evrime, fizyolojiye, türler arası akrabalığa filan geldiğinde beni kandırmak kolay değildir. Bu kitap beni, insanların etobur olmadığına, sadece eti sindirebilir olduğuna, tüm fizyolojisinin aslında otobura daha yakın olduğuna ikna etti. Etoburlardaki gibi keskin dişlerimiz, sivri pençelerimiz, asidik bir tükürüğümüz ya da kısa bir sindirim kanalımız yok. Aksine, tıpkı otoburlar gibi, bitki çiğnemeye elverişli azı dişlerimiz, meyve şekerini sindirmeye yarayan amilaz enzimi ile dolu ve bazik bir tükürüğümüz ve bitkilerdeki hücre çeperini kırmak uzun zaman aldığı için upuzuuun bir bağırsak kanalımız var. Bize cins olarak en yakın akrabalarımıza bakalım: şempanzeler ve bonobolar. Bu primatların diyetlerinde ağırlıklı olarak meyveler yer alır. Keza diğer primat türleri de ağırlıklı olarak otoburdurlar. Şu bir gerçek: insan türü omnivordur (hem et hem ot yiyebilen) ancak vücut yapısı bitkisel beslenmeye daha elverişlidir.
Nitekim; kitaba ilk başladığımda tek istediğim karşıt görüşteki insanları anlamak ve hayvancılığın çevreye etkileri ile ilgili detaylı bilgi edinmekti. Ancak kitabı bitirdiğimde, vegan beslenmenin beni mevcut beslenme alışkanlıklarıma göre çok daha sağlıklı bir insan yapacağına ikna olmuş durumdayım. Kitap gerçekten güzel. Tavsiyemdir.