MASUMİYET MÜZESİ
Orhan Pamuk’ un Nobel’e giden yolda hem yazdığı aşk hikâyesi, hem de post modern realist müzesi. İlk önce benim ilgimi çeken kısmı müze fikriydi kendi kendime şöyle dedim waaov adam yaşamadığı aşkın müzesini yapmış bu fikir harika geldi bana. Romancılık Don Kişot’ tan bu yana gerçek ile kurgunun savaş alanı olmuştur, ilk evrede kurgu gerçeğin izinden gitmiş kendini inkâra yönlendirmiş fakat gerçekliği olduğu gibi kaydetmiş ve ölümsüzleştirmek için var olmuş.
Daha önce böyle bişey yapılmış mı bilmiyorum, yapılmış ise şaşırmam ikinci bir foucoult sarkacı vakası olur.
Gel gelelim kitabımıza Türkiye’nin 70’li ve 80’li yıllarının panoraması da çok baskın bir şekilde olmasa da arka planda hikâyemize eşlik ediyor. ‘aşk romanı’ diye nitelendirilse de hikâyenin politik bir yönü olduğu kanıksanamaz. Türk burjuvazisi, doğu-batı, şehir-taşra, kadın-erkek, muhafazakâr-serbest, gibi zıtlıkları Pamuk metinlerinden aşina olduğumuz üzere çokça barındırıyor.
Benim favori sayfam ise; 69.bölümde ‘bazan’ bölümünde ve 54. Bölümde ‘zaman’ kemal füsuna olan aşkını ve kaybolan zaman içinde ritüelleşen şeyleri anlatıyor. Bu bölümde ki her cümle ‘bazan’ sözcüğü ile başlıyor bence çok hoş ve yaratıcı bir taraf. 54. Bölüm de ise Pamuk metinlerinden aşina olduğumuz argüman sahnesi, yani dramatik yapının daha iyi anlaşılması için temel bir olgu ele alınmış ve olgunun nasıl yorumlandığını/yorumlanması gerektiğini anlatmış bu durum Pamuk‘la ilgili en sevdiğim özellik.
Karakterler ile ilgili birkaç birşey söylemek istiyorum Kemal’ den başlamak istiyorum, Kemal’ in yaşadığı şey çok çok özel fakat Füsun’ u biraz şımarık buldum tamam bu o yani Füsun böyle ama hayat daha ciddi bişi.. herneyse tadı dimağımdan uzun süre silinmiycek bir kitaptı..
&’sonu mutlu biten bütün aşk hikayeleri, birkaç cümleden fazlasını hak etmez zaten’
&gerçek müzeler, zaman’nın mekan’ dönüştüğü yerlerdir.
Teşekkürler Orhan Pamuk..