sabahattin ali'nin 1942'de yazdığı muazzam roman. roman her ne kadar "teşrin-i evvel"lerde, "kanun-u sani"lerde geçse de, berlin'de henüz metro bugünkü gibi yaygın olmasa da, kısaca roman dokusu eski gibi gözükse de, beşerin evrensel ve değişmez özelliklerinin apaçık tezahürü itibariyle güncelliğini her daim korumuş, kanımca aziz nesin'e tülsü'yü yazmak için ilham vermiştir. zira, sabahattin ali ve aziz nesin marko paşa'da beraber çalışmışlardı. tabi, tersi de mümkün. tutunamayanlar böyle birden bire değil, sabahattin ali'lerle, ahmet hamdi tanpınar'larla yavaş yavaş oluşmuş demek ki. sabahattin ali, bu hikayeyi başlangıçta roman olarak tasarlamış. fakat o dönem ciddi para sıkıntısı içinde olduğundan daha 2-3 sayfası hazırken gazateyle anlaşıp yayımlatmaya başlamış, geri kalanını da günü gününe yazmış. ancak sonradan gazete sahibi parasını ödemeyip bi de üstüne üstlük "hikayeniz tutulmadı" gibisinden laflar söyleyince çok sinirlenip hikayeyi kısa kestiği söylenmiş o zamanlar. sabahattin ali yazıları hep siyasal, toplumsal içerikli olduğundan bu hikaye, o dönem edebiyat çevresi tarafından "ısmarlama aşk hikayesi" gibi görülüp, çok da beğenilmemiş. hatta nazım hikmet mükemmel birinci bölümü (raif beyin defterine kadar olan bölüm), sonraki aşk hikayesiyle harcadığı için sitem bile etmiş sabahattin aliye. ben bütün bu yorumları edebiyattan anlamadığımın kanıtı olarak görüyorum. bir kere hikayeyi anlatanın kendi durumunu, raif bey'in dairedeki hayatını, evini anlatırken yaptığı analizler; sonra raif bey'le maria'nın konuşmaları basit bir aşk hikayesinin kaldırabileceğinin çok üstünde. siyasi olmasa da insanla, sosyal hayatla ilgili sağlam tespitler yapmış büyük sabahattin ali. aklımda kaldı, içimde yer etti, niye bu kadar çabuk gittin sabahattin ali dedirtti bu kitap.
insanlarin askin ve olumun karsisindaki caresizligini;
iletişim eksikliginin vahametini anlatan, essiz sabahattin ali romani..