9/10
·158 syf.··
Beğendi
·
2020 11. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Mart 2020 01:00
Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde düşüncelerle boğuşan bir adam görüyoruz. İkinci bölümde ise bu adamın başından geçen bir öykü anlatılıyor. Kitabın ilk kısmındaki satırların birçoğunun altını çizdiğimi de belirtmek isterim. Teknik detayları geçecek olursak aslında sözlerime nasıl başlayacağımı da tam olarak kestiremiyorum. Böyle bir kitap hakkında yanlış bir şey söyleyip, onun değerinden bir şey eksiltmeyecek bile olsa, şanına yakışmayacak sözler sarfetmekten çekinmiyor da değilim. Yine de dilim döndüğünce birkaç kelam etmeye çalışacağım. Dostoyevski diğer birçok kitabında gördüğümüz gibi bu kitabında da şaşırtıcı bir biçimde insanı okumasını biliyor ve bunu kendine has delice üslübuyla bizlere aktarıyor. Biraz daha açacak olursak kendi döneminde ve aslında birçok dönemde de kitaptaki karakter gibi insanları deli veyahut kendi deyişiyle böcekmiş gibi ( kendini bu kalıbın içine bile sokamıyor orası ayrı ) yaftalayabileceğimizi oysaki bu insanların da her toplumun içerisinde yaşadığını ve bu insanların hakikati hiç çekinmeden söyleyebildiği için toplumun dışında tutulduğunu söylüyor bizlere. Bu durumu kendi de benimsiyor "Fazla bilinçli olmak bir hastalıktır. Gerçek tam bir hastalıktır." diyerek fakat bu bilinçte de kalmaya devam ediyor. Çünkü fazla bilinçli olmak ona acı veriyor ve bu acı da hoşuna gidiyor. Sebebi çok basit kaçacak belki ama "canlı yaşamı" sürdürmek, boş boş oturmak canını sıkıyor. Zaman zaman o da bu acıları çekmekten sıkılıp huzura ermek istiyor fakat bunu nasıl becerebileceğini bilmiyor. Tekrar tekrar nedenler bulmaya çalışıyor huzura erebilmek için sonunda çıkış yolu bulamayıp, bunun doğanın bir yasası olduğunun kabulüne varıyor. Bense bu noktada insanın doyumsuzluğunu görüyorum. Zaten kendisi de şöyle bir ifade kullanıyor: " Bence insanın en belirgin özelliği şudur: iki ayaklı, nankör varlık...". Karakterin en mahrem duygularını yahut kimseyle paylaşamadığı düşüncelerini yazarken sanki siz o kişiymişsiniz hissiyatını veriyor. İnsanın sinir uçlarına temas ediyor, harekete geçiyor, gıdıklıyor, çoğu zamanda bir müphemlikte bırakıyor sizi. İnsanın (kim olursa olsun) kendi çıkarına ters olsa dahi sadece canının istediği gibi hareket ettiğini söylediği ve bu düşüncesini detaylandırdığı bölümün ise oldukça hoşuma gittiğini de söylemeden edemeyeceğim. Hülasa bu yazı uzayıp gidebilir fakat şimdilik dilim bu kadarına dönebildi. Okuyalım, okutturalım...
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 2025159,6bin okunma
·
5 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.