Bir toplum eleştirisi olan 1984 adlı romanın ana fikri, yasaklar karşısında direnmeye çalışan iki kişinin aşkı ve sevgiyi tanımasıdır. Bunun yanı sıra distopik bir devlet yönetimine de değinen romanın bir diğer vurguladığı husus da devletin toplum hayatına tamamen müdahale etmesi ve toplumun bu ağır müdahaleye karşı takındığı pasif tavırdır.
Romanın başkarakteri olan Winston Smith, devlet görevinde bulunan bir nevi memurdur. Baskıcı Büyük Birader yönetimini içten içe eleştirse de bu eleştirileri dışa yansıtması yönetimin baskıcılığı ve radikalliği yüzünden mümkün değildir. Eskiye dönük anıları da gittikçe silikleşen ve eskinin yeniden inşa edilmesi alanında çalışan Winston, genelde yalnız başına hayatını idame ettirmeye çalışan sıradan bir insan gibi görülmektedir.
Winston bu yalnızlığını dindirmek ve devlet işleri haricinde güzel vakit geçirebilmek için işçi sınıfının yaşamakta olduğu mahallelerde gezintiler yapar. Bu gezintilerden birinde bir antika dükkanına rastlar. Burada gördüğü eski eşyalar ona az da olsa Büyük Birader rejimi öncesini anımsatır ve Winston yasak olmasına rağmen bu dükkandan bir defter satın alır. Bu deftere ara ara sistem ile ilgili söyleyemediği görüşleri yazmaya başlar.
İş yerinde geçirdiği sıkıcı zamanlarda Julia adında bir kadın ile tanışma fırsatı bulur. Aynı yerde çalışan bu iki kişi kısa süre sonra birbirlerine karşı ilgi beslemeye başlayacaktır. Başta Julia’nın kendisini takip ettiğini ve polise şikayet edeceğine düşünen Winston sonunda bu düşüncenin yanlış olduğunu anlar.
Bu sırada işçi mahallesine yaptığı ziyaretler de sıklaşmıştır. Burada tanıştığı antikacı Mr. Charrington ile dostluğu da pekişmektedir. Antikacı adam kendisine dükkanın üst katında yer alan ve kullanılmayan bir odayı gösterir. Winston kendisini ve Julia’yı bu odada hayal etmeye başlar.
Julia ile birbirine açıldıktan sonra sık sık görüşmeye başlayan ikili artık antikacı Mr. Charrington’ın üst kattaki odasında kısıtlı da olsa zaman geçirmeye başlarlar. Aşkın yasak olduğu bu yönetimde Winston da artık düşüncelerini sorgulamaya başlamıştır. Büyük Birader rejimi öncesi kitaplara zor olsa da ulaşır ve okudukça kafası daha da şekillenir.
Yine Julia ile bir buluşması esnasında olan olur ve ikisi de düşünce polisi tarafından yakalanır. Üstelik baskını düzenleyen de antikacı zannettiği Mr. Charrington’dır. Charrington aslında bir düşünce polisidir. Ayrı hücrelerde işkence görmeye başlayan Julia ve Winston, hiç yapmadıkları suçları kabul etmek zorunda kalır. Ağır işkenceden sonra ikisi de artık Büyük Birader’e gönülden bağlıdır.
Okumaya değer bir kitap.Kesinlikle tavsiye ederim.