Puan vermedi·168 syf.··
2020 16. kitabı
JOSEPH CONRAD/ KARANLIĞIN YÜREĞİ-çev: Sinan Fişek/ İletişim yay.(roman) Doğuluların zihninde Batı medeniyeti oldukça karmaşık, netameli, birbirine taban tabana zıt çağrışımlarla yer bulur. Kimilerince aklın, ilmin, sanatın, teknolojinin ve felsefenin merkezi, kıblesi; kimilerince de şeytani, kötülüklerin kaynağı ve örgütleyicisidir. Daha makul kimilerince de her iki kutbun bazı özelliklerini taşısa da tam olarak ne odur ne de öbürüdür. Kötülük, gerilik, yozluk, cehalet, zulüm niteliklerini farklı düzlem ve oranlarda da olsa birçok ülkeye, ulusa, medeniyete yakıştırabiliriz fakat aklın ışığında bıkmadan çalışmayı, sanatsal, felsefi ve düşünsel alanlardaki yoğun yaratı ve arayışı, bilimsel ve teknolojik buluşların çokluğu açısından bakıldığında Batı medeniyetine hakkını teslim etmemek, gerçeğe aykırı davranmak olur. Fakat ele alacağımız roman üzerinden meseleye baktığımızda Batı’nın kötücül yüzüne dair izler buluruz. Avrupalıların özellikle 19. yüzyıl için birçok coğrafyada olduğu gibi Afrika kıtasında da talan, yağma, vahşet düzeyinde bir sömürgecilik pratiğini sergilediklerini görüyoruz. Modern edebiyat için muazzam bir dönemeci temsil eden Karanlığın Yüreği, ‘’medeniyet’’i bir arada tutan ipliğin aslında ne kadar ince olduğunu gözler önüne seriyor. Eserin tanıtımına geçmeden önce sömürgecilik kavramından ve Batı medeniyeti ile ilişkisinden kısaca bahsetmek gerekir sanırım. Afrika’nın Sömürgeleştirilmesi Avrupalılar, XVI. yüzyılda gerek macera ve keşif duygusu gerek zenginlik, maddi güç ve hammadde hırsıyla birçok coğrafyada istila ve sömürgecilik yarışına başladılar. Amerika’nın keşfi de ne yazık ki yerlileri ve uygarlıkları için bir yıkım oldu. Başlangıçta Afrika kıtasının sadece kıyı kesimlerinde sömürgeler elde eden Avrupalıların, Afrika kıtasının iç kesimlerine de girmesi bazı seyyahların Afrika’da nehirlerinin kaynaklarını keşfetmelerinden sonra gerçekleşti. Afrika kıtasının iç kesimlerinin keşfi İskoçyalı bir misyoner olan David Livingstone’a nasip oldu(1842). Livingstone bu gezileri sırasında 1851 yılında Zambezi Nehri’ni (Zambia ile Zimbabwe arasında) buldu ve nehri takiben Afrika’nın daha da iç kesimlerine giderek Viktoria Şelalesi’ne ulaştı. Nil’in kaynağını aramaya devam eden Livingstone, 1873 yılında ölümüne kadar yaptığı gezilerde Kongo Nehri’nin iç kesimleri ile Tanganyika Gölü’nü de (Tanzanya ve Zaire arasında) buldu. Böylece Hint Okyanusu’na ulaştı ve Afrika kıtası bir baştan öbür başa geçilmiş oldu. 1873-1874 yılları arasında Fransız seyyah Pierra Brazza da Kongo Nehri’nin kollarını buldu. Afrika’nın iç kesimlerinin bilinmesi ve dünyaya açılmasına zemin hazırlayan bir diğer seyyah da eski bir İngiliz subayı olan Verney Lovertt Cameron idi. Cameron, Livingstone ile buluşmaya gitmiş ancak Livingstone'in ölümüyle bu buluşma gerçekleşmemiştir. Cameron yine de bu seyahate devam etmiş, bu seyahatinde Tanganyika Gölü’nün haritasını çizmiş, Afrika’yı baştan başa kat etmişti. Afrika’ya giden iki seyyah daha vardı. Biri İtalyan Carlo Piaggia ve diğeri de Giovanni Miani'ydi. Bu gezginlerden Miani anılarında “Şehirler kuran, bir dine, bir krala ve yasalara sahip, tarımla uğraşan, çalışkan, dansı ve müziği seven, madeni çıkarıp işleyen ve pek çok meziyetleri bulunan bu insanlara vahşi denemeyeceğini” yazdı. Anlaşılacağı gibi Afrika’nın kıyı kesimlerinin bilinmesi çok eskiye dayanmakla beraber iç kesimleri XIX. yüzyıla kadar pek bilinmiyordu. Yukarıda sıraladığımız bu gezginlerin seyahatleri sonunda Afrika’nın iç kesimleri de sömürgeci Avrupa güçleri tarafından öğrenilmiş oldu. Bütün bu keşif gezilerinden elde edilen bilgi ve raporlar da ham madde ve pazar ihtiyacı duyan sanayileşmiş sömürgeci güçlerin iştahını kabarttı. Dolayısıyla sömürgecilik yarışı ve paylaşım mücadelesi etkin bir şekilde Afrika kıtası üzerinde yoğunlaştı. Romana tekrar gelirsek… Joseph Conrad’ın 19. Yüzyılın son yılında yazdığı Karanlığın Yüreği, tarihin en kanlı asırlarından bir tanesine damgasını vuran savaşlar, gelişen teknolojinin açtığı uçurumlar, modernliğin allak bullak ettiği toplumlar gibi konulara bir uvertür niteliği taşıyor. Gizemli roman kahramanı Bay Kurtz’u bulmak için görevli oldukları ticaret şirketinin Belçika Kongo’sundaki şubelerine yolculuk eden Marlow, karanlığın çöktüğü bu coğrafyada ummadığı dehşetlerle karşılaşır. Bu roman Conrad’ın başyapıtı kabul edilir ve William Golding, George Orwel gibi sanatçıları da etkilediği anlatılır. Romanda Afrika’nın içlerine dek ulaşmaya çalışan Avrupalı gezgin, maceraperest ve sömürgeci güçlerinin acımasızlığı, vahşi doğanın gücü, vahşi yerliler olarak anlatılan Afrika insanının ve beyaz adamın yozlaşmasının anlatıldığını söyleyebiliriz. Bir başka anlatımla söylersek, Avrupalı beyazların Afrika’nın belli bir kısmını fethetmesine dair hayattan alınmış bir izlenimdir. Özellikle de ‘’zenci’’yle karşı karşıya olan büyük bir Avrupalı Ticaret Şirketi’nin medenileştirme yöntemlerine dair bir izlenimdir. Karanlığın Yüreği; beyaz adamın Afrika’nın sömürülmüş barbarlığıyla olan huzursuz, rahatsız gerçekdışı ilişkisinin ayrıntılarını yakalamasıyla sanatsal başarısını elde etmiştir. Avrupa’nın dizginlerinden kurtulmuş, tamamen silahlandırılmış ve tropik ülkelere ‘aydınlık güçlerin elçisi’ olarak ‘sömürge ırklardan’ kar sağlamak için gönderilmiş beyaz adamının disiplininin çürüyüşünü, gösterişli ve yapay kibrindeki kofluğu, medeni giysisi içinde zapt edilemez vahşiliğinin ince bir tahlilini yapar. Romanda olaylar, Marlow adlı bir karakterin ağzından anlatılsa da arada esrarengiz bir başka anlatıcı da devreye girerek Marlow’u da anlatılanların içine katar. Olaylar Marlow’un başından geçmiş gibi aktarılır. Roman, ilk başta Marlow’un bir Avrupalı şirketle bir gemide kaptanlık görevini üstlenmek ve Kongo Nehri takip ederek içlere doğru yolculuk yapmak üzere anlaşmasıyla başlar. Kongo Nehri’ne ulaştığında ise olayların yönü değişir. Olaylar bundan sonra daha çok Kurtz denilen efsanevi bir beyaz adamın karanlık, korkutucu ormanla ve yerlilerle girdiği ilişkilerin izinin takip edilmesi şeklinde sürer. Roman yazarı Joseph Conrad’ın hayatı, tanıklıkları ve duydukları üzerinden tasarlanan roman otobiyografik özellikler taşır. Yazar Conrad, bu roman üzerinden sert eleştirilere maruz kalmıştır. Ciddi biçimde ırkçılıkla suçlanmıştır. Romanda Afrika yerlilerine dair duygusuz, sert, rahatsız edici ve aşağılayıcı sıfatlar kullanmakla itham edilmiştir. Tıpkı romanı gibi yazarı da kimilerince göklere çıkarılmış kimilerince de yerin dibine sokulmuştur. Conrad, Afrika’nın vahşi, bakir doğasına dair çok çarpıcı, güçlü betimlere yer vermiş. Okuyucu açısından iki yüzyıl öncesi Afrika Kıtasının içlerine dair gerçeğe dayalı olarak verilen bu betimlemelerin ayrıca merak uyandıracağını belirtmek gerek. Bunun yanı sıra insan doğasının karanlık, gizemli derinliklerine dair de oldukça sarsıcı, şaşırtıcı tahliller olduğunu da söylemeli. Ayrıca romanın türü ve İngiliz edebiyatı için oldukça özgün bir üslupla yazıldığı, bu anlamda önemli bir basamak teşkil ettiği de sıkça vurgulanan hususlardan biridir. Sonuç: İletişim yayınları bu sıralar çeviri romanlarda metnin önüne ve sonuna çok kapsamlı yorum, değerlendirme ve bilgilendirmeler koyuyor. Bu da okuyucu için özellikle alegorik, kapalı ve şifreli eserleri okumada oldukça kolaylaştırıcı bir işlev görüyor. Bu açıklamaları saymazsak oldukça kısa bir roman sayılır. Ancak bu kısalık, romanın doyurucu yoğunluğundan dolayı pek hissedilmemektedir. Etkileyici, ilginç bir eser olduğunu söyleyebilirim. Takdir sizin…
Karanlığın YüreğiJoseph Conrad · Bordo Siyah Yayınları · 20185,5bin okunma
·
71 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.