299 syf.
·5 günde·9/10
Her şeyden önce incelememe kitap okumayı sevmemi sağlayan Tarık Tufan'dan bahsederek başlamak istiyorum. Tarık Tufan okumaya ve hatta düzenli olarak kitap okumaya ilk olarak Kraliçe'nin Pireleri'yle başladım. Hala da en sevdiğim kitaptır ve Tarık Tufan en sevdiğim yazarlardandır. Çünkü Tarık Tufan'ın kendi toplumunu olduğu gibi gören bir bakış açısı var. Genellikle dertlilerimizi yazsa da bu yüzden karamsar gelse de her kesime bakan bi yönü var. Ve bu bakış açısı sayesinde öyle bir betimliyor ki karakterlerin iç dünyalarını, her birinin acısını içinizde yaşatıyor. Esasında ben karamsar hikayeleri sevmem ama Tarık Tufan'ın kaleminden olunca seviliyor.

Bu kitabında yaşananlar da aslında Türk dizilerinde izlediğimiz "e yok artık, bu kadarı olmaz" dediğimiz türde olaylardı. Ama kurgusu öyle bir hazırlanmış ki her bölümün sonu bir sonraki bölüme başlamak için heyecan uyandıran cinsten. Ve tabi ki Tarık Tufan'dan bahsedip mükemmel ruhsal betimlemelerden bahsetmemek olmaz. Zaten bu kalemi olayların benzeştiği dizilerden ayıran da bu. Dizilerde izlerken "bu da olmaz daha neler" diyoruz çünkü o kadar yüzeysel ki anlam veremiyoruz ama kitabı okurken o olayların olması normal geliyor çünkü önceden edindiğimiz izlenimle "doğru, bu böyle bir adam, yapmıştır kesin" diyebiliyoruz. Öte yandan Tarık Tufan'ın üslubu ve durup üzerine düşündüren, hüzünlendiren cümleleri de kitapla olan bağınızı arttırıyor
.
Benim yazara olan hayranlığımdan mıdır, kitabın şahaneliğinden midir bilmem ama ben çok sevdim. Bir sonraki kitabı heyecanla bekliyorum.