·479 syf.····Okunma: 27 Mart 2020 02:05 Korona günlerinde Oğuz Atay okumak herhalde insanın başına gelebilecek en ürkütücü şeylerden biridir, bunu Tehlikeli oyunları okurken hissettim. Çoğu okuyucu, kitabı ve kahramanı Hikmet BENOL karakterini öve öve bitiremese de, ben söve söve bitiremedim. Kim kendisinin ya da muhatabının Hikmet BENOL gibi birsi olmasını ister ki; aklından şüphe ederim. Sürekli herkesçe sevilmeyi isteyen, her sözünün tasdik görmesini bekleyen adeta beklentilerin içinde boğulmuş bir adamın yerinde kim olmak ister. O kadar fikren dağınık ki kendisi – tabi bu iç monologların fazla olması ve romanın ve yazarın tarzı ile alakalı- bir müddet sonra acaba bir Peygamber bu adama sabredebilir miydi diye soruyorsunuz kendinize? Dolayısıyla ne ilk karısı Sevgi’nin ne de sevgilisi Bilge’nin -ki bu karakterlerin de varlığı şüpheli- kendisine tahammül edememelerine şaşırmıyorsunuz. Tersine bu kadar beraberce yaşamalarına şaşırıyorsunuz. Ben olsam dünyadan bu kadar mükemmeliyetçilik sınırında beklentisi olan bir adamı çoktan itlaf etmiştim diyebilirsiniz. Açıkçası ben Hikmet BENOL’AMADIM. Dolayısıyla yazım dağınıklığı yanında düşüncelerinin de birbirine girdiği, özellikle Cumhuriyet elitistlerinin ya da aydınının kafa karışıklığı ve biraz da aşağılık kompleksini karmaşık bir anlatımda gördüğünüz bir roman olarak karşınıza çıkıyor Tehlikeli Oyunlar. Okuma serüvenine yeni başlayanlarca okunmamalı ve okutturulmamalı.