Ne şairler sevdim; zaten yoktular. Şairler, kendi kimliklerini saklamak için başka bir ismin altına sığınıp yazılarını yayımlıyorlardı.
• Örneğin Halide Edip Adıvar, dönemin hemcinslerine karşın, romanlarını kendi ismiyle, Halide Salih kimliğiyle yayımlıyordu.
• Bir diğer örnek, Reşat Nuri Gültekin'in Zaman Gazetesi'nde yazdığı yazılarını 'Saksağan' olarak sunması.
• Ya da Nazım Hikmet'in Akşam gazetesinde Orhan Selim adını kullanması. (1936) Hatta bir şiirinde bunu Benim sıska benim cılız benim zavallı çocuğun Orhan Selim olarak yazmıştır. •Oktay Rıfat, Mehmet Ali Sel'in çöpe atacak şiirleri kullanmak için oluşturulan bir kimlik olduğunu yazmıştı. (Orhan Veli Kanık)
• Kemal Tahir, Mayk Hammer romanlarını, F.M. İkinci adını kullanarak çevirmişti.
• Sabahattin Ali, savaş döneminde çok çocuk yapın diyenlere karşı çok çocuk değil, sokaklarda dilenen, savaşın yerinden yurdundan etti çocuklar için yeni bir hayat dileyecekti
Size verdiğim örnekler gibi daha nicesi var kitapta. Zülfü Livaneli, tarihimizin önemli şairlerinin ve yazanlarının eski dönemlerde arkalarını sığındığı kimliklerini sunmuş bizlere. Aslında tanıdığımızı sandığınız bu insanların kendini gizledikleri kimliklerini okumak, onların başka bir yönünü tanımak gibiydi. Beni en çok etkileyen, Orhan Veli Kanık'ın
"Benden bir mısra mırıldanacak şarkı halinde
Bu dünyadan Mehmet Ali isminde bir şairin
Gelip geçtiğini bilmeksizin"
dizeleri etkiledi. Bu üç cümle aslında çok şey anlatıyor. Yazarların altına sığındıkları kimlikleri ve bizlerin ya da o dönemdeki kişilerin daha tanınmadan onların yazdıklarını farklı bir kişilik olarak okumaları. Güzel ve ilginç bir kitaptı. Livaneli, yine farklı bir pencere açmış dünyaya.