·180 syf.····Okunma: 29 Mart 2020 20:07 Bu kitabı ilk gördüğümde aşırı heyecanlanmıştım. Hakan Günday seneler sonra vay canına falan dedim. Kitap basılır basılmaz hemen bir tane edindim. Lansman etkinliklerini takip ettim. Hatta bir ara özel baskı alsam mı diye düşündüm. Derken bugüne geldik ve sonunda kitabı elime aldım.
Bu kitabın öyküsü oldukça ilginç. Emre Orhun 6 sayfalık çizimler yapıyor 2008 senesinde ve Hakan Günday bunları görüyor ve diyor ki konuşma baloncuklarını boş bırakmışsın neden? Emre Orhun da diyor ki süreç içerisinde hikaye bana kendini anlatsın anlattırsın diye. Gel zaman git zaman Hakan Günday diyor ki madem o zaman bir deney yapalım sen kitap bitince boş halini bana da gönder ben de bir hikaye yazayım. Bu esnada yıllar geçiyor. Emre Orhun yazıp bastırıyor kitabı derken Hakan Günday diyor ki onu bana yollama ben yazacağım boşlukları iki hikaye olsun ben de görmeden yazayım. Ve bu iki hikayeli tek çizimli kitap ortaya çıkıyor.
Çizimler müthiş. Diyecek hiç sözüm yok. Kazıma tekniği ile yapılmış bir çizgi roman ilk defa görüyorum ömrümde. Bu nasıl emektir demek istiyorum. Gerçekten böyle bir şey yok. Peki ya baloncukların içi? Şimdi bu kitabı okumadan önce önsözü okuyup bir heves ettim ay çok heyecanlı diye. Sonra okurken çok fazla dağıldım. Kafam karıştı. Bana göre bu kitap gerçekten de baloncuk doldurma gibi... Evet hikayenin ana teması fikir güzel. Aralarda bazı cümleler var ki zaten Hakan Günday sevme sebebimiz. Peki ama gerçekten dönüp bakınca hikaye akıcı mı? Sanmıyorum... Öte yandan Hakan Günday da çok önemsemediğini ifade etmiş bu durumu. Çünkü aslolan bu sürecin deneyimi diyor. Bu yolculuğa çıkmak. İşin ilginç yanı ise hakikaten iki öykünün da hafıza kaybı ile başlıyor olması. Bu ciddi anlamda çok dikkat çekici. Bu kitabı merak edenler bence bu süreci merak etmeli. Bu sürecin bir parçası ortağı olmak için okumalı ve sayfaları çevirmeli.