Bu kitabı yazmak için ya o dönemin İstanbul'unda yaşamak gerekiyor, ya yıllar süren bir tarih araştırması yapmak ya da olağanüstü bir hayalgücüne sahip olmak gerekiyor. İhsan Oktay Anar muhtemelen ciddi anlamda araştırmalar yapmıştır ama hayalgücünün sınırsız olduğu da aşikardır. Her sayfasında farklı karekterlerin ortaya çıktığı ve her bir karakterin bir roman olduğu bir kitap. Müziğin, aşkın, ölümsüzlüğün, dinin birleştiği bir kitap. Kapatıldığı bir odada duyduğu sesin peşine düşen Eflatun İstanbul sokaklarını, Galatayı, Haliç gezer ve o dönemi yaşatır size. Hakkında çok şey yazılabilecek ama hiçbir yazamayacak tarzında bir roman. İhsan Oktay Anar'ın kitabı bitirdiği şu sözler sanırım anlatmaya yetiyor "belki de susmak gerçeği anlatmanın tek yoluydu"...