·160 syf.····Okunma: 18 Eylül 2019 22:14 Sevdiğim karakter neredeyse hiç yoktu. Yeri geldi hareketini çok sevdiğim birinden nefret ettim. Hayriye Hanım çok saftı. Aynı zamanda cıvıktı. Ali Rıza Bey çok fazla “namus” diye kafayı bozmuştu. Şevket’in evli bir kadınla ilişki yaşamaktaki amacı neydi acaba? Diğer yandan para ondaydı sonuçta istese Ferhunde’yi de kardeşlerini de sustururdu.
Kitap 1930 yılında İstanbul’u temel alarak yazılmış ama 90 senedir bir şey değişmiş değil. Halk olarak aynı tas, aynı hamam. Yuva yıkma daha da arttı, bir yerden sonra gözümüzde normalleşmeye başladı hatta. Namus kelimesini abartmayı bırakmaya çalışırken namussuzluğu yaydılar. Hiç normal olmayacak, saygısızca davranışlar daha da arttı. Halk git gide cahilleşiyor, okuma oranı azalıyor, sadece bilgisayar başında “sahte dünyaları” izleyerek hayatlarına devam ediyorlar. Örneğin anne-baba akşam işten dönünce televizyon başına oturup, son sesle kafa şişirmek yerine kitap okusalar çocuklarına daha iyi örnek olabilirler. Sabah bir gazete açıp okusalar; rahatça, mutlu, huzurlu bir şekilde ailecek kahvaltı yapsalar, yaşamdan daha fazla haz almak için uğraşsalar bunların hiçbirinin olmayacağını düşünüyorum. Ve bununla beraber günden güne iyileşmeye başlarız. Ama yaşadığımız toplumun şartları bizi köleleştirdi. Aldığımız nefesin bile tadını çıkarmamıza izin vermiyor. Farklı kesimler birbirine laf söylese de hiçbiri kendini sorgulamıyor ve onların -her zaman bir şekilde istediği gerçekleşen onlar vardır- istediği gibi olmaya devam ediyorlar. Tüm dünyayı yerinden oynatan salgından bile daha kötüdür cahillik dediğimiz illet.
Keşke 90 senedir hiç değişmediğimizi bize gösteren bu kitapları daha fazla okusak, okutsak. Belki çok zordur düzelmemiz ama yılmadan denemeye devam etmeliyiz.
Kitabın anlatımı çok ama çok güzeldi, hiç sıkılmadan okudum. 11-12 yaşından itibaren herkesin okuyabileceği bir kitap. Sevmeseniz bile bir şeyler çıkaracağınız kesin.