·407 syf.····Okunma: 07 Nisan 2020 01:27 Stefan Zweig'ın çoğu kitabını okudum ve hali hazırda yazara çok fazla saygı duyuyordum ama ilk defa yazdığı bir biyografiyi okudum. Bilmiyorum diğer yazarlar biyografileri nasıl ele alıyorlar ama Zweig hayatlarını anlattığı bu üç kişinin ruhsal psikolojik yönlerini o kadar içten ve içine çeken bir şekile aktarmış ki kitabı elimden bırakamadım.
Casanova ismini sadece çapkın insanlar için kullanılan bir lakap olarak duymuştum. Lakap doğru kullanılıyor evet ama Casanova'nın kendi tercihiyle yaşadığı özgür hayatı bilmiyordum.
Stendhal'in kendini keşfettikten sonraki o 'Ben' temalı hayatını şaşkınlıkla okudum. Garip bir bencillikle yaşadığı şeylerin etkisini sadece kendisinde bıraktığı etkiye göre yazması ve bunu gururla yazması... Kadınlardan artık karşılık alamadığını görünce kendini otobiyografisine vermesi ise takdire şayan(!) bir olay.
Tolstoy kısmına geçerken asla böyle bir hayat hikayesi beklemiyordum. Ben Dostoyevski ve Tolstoy'u sadece düşünce olarak zıt sanarken meğer maddi durumlarının da zıt olduğunu öğrendim. Tolstoy yaşlılığının başlarında bunalıma girmeseydi muhtemelen hayatı muhteşem olan nadir sanatçılardan olabilirmiş. Ha çok fark etmiş mı? Bilmiyorum ama lüks hayatı asla bitmese de manevi olarak acı çekmiş yıllarca. Kendi kendine çektirdiği bu acı sonucunda en azından istediği biçimde öldüğüne sevindim.