·112 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Nisan 2020 22:25 Roman kahramanın ağzından, öznel bir anlatımla aktarılmış. Sade, anlaşılır bir dili var. Bu yüzden bir çırpıda okunabiliyor. Kolay okunmasına karşın, insanda yarattığı hisler ise karmakarışık...
Kahramanımız Meursault, davranışları ve hisleriyle beni çok şaşırtan ve kendimi sorgulamama sebep olan bir karakterdi.
Açık sözlülüğü o kadar naif ve doğal ki, söylediği şeyler kırıcı bile olsa insanda kırılma hissi uyandırmıyor. Zaten ona göre hiçbir şey büyütülecek kadar önemli değil. Hiçbir duyguyu tam olarak hissedemiyor sanki, korktuğunu söylerken bile ne kadar soğukkanlı olduğunu görmek yada kitabın hiç bir bölümünde kendini tam anlamıyla mutlu hissettiğini görememek aslında bütün olayları çok fazla abartığımız ve duygularımızın yaşamı ne kadar zorlaştırdığını farkettim.
Yabancı olduğunu derinlerinde hissediyor. Bu umursamazlığının ardında aslında baştan yenilgiyi kabullenmişliği yatıyor bence. Bu yüzden kendi penceresinin sınırlarında yaşıyor hayatı sadece.
-Spoiler-
Annesinin ölümüne karşı olan tepkisizliği çoğunluğun aksine beni çok rahatsız etmedi. "İnsan ki madem ölecektir, bunun nasıl ve ne zaman olacağının önemi yoktur" sözleriyle hayatın, bu düzenin, toplumun saçma olduğunu ve ölümü kolayca kabullenmiş.
Beni en çok şaşırtan kısım Raymond ile beraber plaja geri döndüklerinde ve arap'la karşılaştıklarında aralarında geçen diyalog.
Raymond "indireyim mi herifi?" diye sorduğunda, "Sana bir şey söylemedi ki. Böyle durup dururken ateş etmen kötü olur" diyecek kadar naif düşünebilen bir adamın, kendisini hiç ilgilendirmeyen bu durum için bir saniye olsun kaçmayı düşünmeden adamı direk vurması oldu. Hayatın boş olduğunu düşünen ve hiçbir şeyi ciddiye almayan bir adamın daha sonrasında mahkeme salonunda kendine haksızlık edildiğini düşünüyor.
-Yalnız, beni belli belirsiz sıkan bir şey vardı. Zihnim çok meşgul olmasına rağmen, bazen ben de söze karışmaya kalkıyordum. O zaman avukatım "Siz susun, davanız için böylesi daha iyi" diyordu. Yani, bu davanın benim dışımda görülür gibi bir hali vardı. Her şey, ben karıştırılmaksızın olup bitiyordu. Kaderim, bana fikir sorulmadan belirleniyordu. Zaman zaman herkesin sözünü kesip, "iyi ama, sanık kim? Sanık olmak önemli bir iştir. Benim de söyleyeceklerim var," diyecek oluyordum. Fakat iyi düşününce söyleyecek bir şeyim olmadığını anlıyordum.-
Aslında kendisine en büyük haksızlığı yapan kişinin, yine kendisi olduğunu düşünüyorum. Hayatı, üzerine bir saniye durup düşünerek yaşamadığı için, insanları haddinden fazla yargılamadan, yanlış veya doğru mu? diye düşünmeden kişilerin onu sürüklemesine izin verdi olayların içine. Dünya ve yaşamın ona göre saçma olması, seçimlerininde saçma olmasına sebep oldu.
Sonuç olarak etkilendiğim bir kitap oldu. Çok farklı bir karakterdi...