‘Ben az önce ne okudum’ dedikten sonra silkiniyor, kendime gelmeye çalışıyor ve incelememe başlıyorum.
Bazı kitaplar sizi içine alır, karakterlerle samimi yapar ve siz artık onları okuyan değil onlarla yaşayan biri olursunuz. İşte Son Siyah da öyle bir romandı benim için. Çok sayıda karakter (hepsi ayrı tarzda ve hepsinin bir siyahı var) öyle güzel bir araya getirilmiş ki. Hayran kaldım. Favori karakterim Korhan Onat oldu. O nasıl doyurucu, nasıl entelektüel, nasıl ulu bir adamdır! Sanatla dopdolu, aşkla dopdolu.
Diğerlerinin yaşadığı çıkmazlar da muhteşem bir dille anlatılmış. Muhteşem ve daha ötesi kaliteli. Kelimeler öyle seçilmiş ki okurken duru bir suda akıyor gibi hissettim kendimi.
Romandaki karakterlerden biri eşcinsel. Eşcinsel hakları bu karakterin (Andre) ağzından yedirilmiş romana. Çok hoşuma gitti. (Uğradıkları haksızlıklara dayanamayan biriyim) Onun yaşadıkları yüzünden neler çektiğini okurken hissettiğim hüzün ve burukluk da çok etkileyiciydi.
Travmalarından kurtulmaya, siyahlarından arınmaya çalışan her karakterin çabası, müthiş içsel tahlillerle tarif edilmiş.
Kitapta sanat ve tutku çok güzel verilmiş. Erotizm içeren sahneler kaliteli ve ucuz olmayan bir üslupta anlatılmış.
Sanat galerisi turu ve Tamer Atamer’in beden işçisi Dilara ile diyaloğu ve Andre’nin içsel yolculuğu en sevdiğim bölümler oldu.
Bir de doğum sahnesi var ki, ben böyle anbean ve bu kadar duygusal, bu kadar başarılı tasvir edilmiş bir doğum sahnesi okumadım. Okurken ağladım.
Bach’lar, Mozart’lar, Sartre’lar, Gaudi’ler havada uçuştu. Tadı damağımda kaldı. Barselona ve Paris yolculuklarında oralara gitmiş gibi hissettim ve hatta kitapta yazılan yerleri, mekanları iyice araştırdım. (Picasso’nun ilk sergisini açtığı yer, Barselona Barselona filminin geçtiği vb)
Açıkçası bu kadar