·256 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Ocak 2000 00:00 İçimizdeki Şeytan; kendimizi sorgulatıp hayat üzerine biraz düşünmemize yardımcı bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Tıpkı karakterimiz Ömer gibi bizlerde kendi hayati sorgulamalarımızın peşindeyiz. Yazarın da dediği gibi ‘İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük bir sebep lazımdı.’ Bu romanla beraber kendime yeni bakış açıları edinmiş oldum. Mesela ileride geriye bakıp döndüğümde bende Ömer gibi ‘Hayatta hiçbir şey yapmış olmamak gibi korkunç ve utandırıcı bir şey var mı?’ diye kendime sormaktan korkar oldum. Başka bir bakış ise bazen daha iyi şeylere yol açabilmek için bazı şeylerin yok olması gerektiğidir. Ömer’in başına bunca şey gelmeseydi belki de kendisini bulmayı geçelim, hayatının farkına varıp da kendi benliğini arama yoluna bile girmeyecekti. Bizler kendi hayatımıza baktığımız zaman bunu zaten açıkça görebiliyoruz ve ben bu durumu bu romandan sonra kavrayabildim diyebilirim. Bizde tıpkı Ömer gibi kendi ‘ben’liğimizi bulmak için çabalıyoruz.
. Benim kitap hakkındaki görüşüm ‘‘Aslında hepimiz içinde gizli bir kötülükle(yazarın deyimiyle bir şeytanla) beraber yaşıyoruz. İlla ki bu düşünceyi saçma bulup inkar edenlerimizin olacağını da düşünüyorum ve bu nokta da kitaptan alıntı yapmak istiyorum. ‘İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir. Bende bu fena cevher fazla miktarda mevcutmuş. Belki herkeste var… Fakat insan olan onu söküp atmasını, yahut boğmasını biliyor… Dokunmadan bırakmak, bir gün başını kaldırmasına meydan vermek olur…’ Yine de mantıklı bulmayanlar olabilir. Bunu için anlamanın tek yolunun da onun için uygun şartlar oluştuğu zaman, o inkâr ettiğimiz içimizdeki kötülüğe tekrar bakmamız gerektiğini ve eğer, içimizden söküp atamamış, boğamamış ve dokunmadan bırakmışsak, zamanı geldiğinde nasıl da bize başkaldırıp, bizi kontrol altına aldığını görebiliriz diye düşünüyorum.’’
Ama aynı zamanda yazarın bu konudaki son görüşüne bakarsak: ‘Hâlbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması… İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu… İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var... Hiçbir şey üzerinde düşünmeye, hatta bir parçacık durmaya alışılmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz.’ Şüphesiz yazar haklı da olsa belki de benim hala içimizdeki şeytanı savunmamın nedeni, yazarın da bahsettiği gibi, içimdeki kötülük cevherini söküp atamamam yahut boğamamamdan geliyordur. Dokunmadan bırakıyor ve belki de bir gün başını kaldırmasına meydan verecek olmamdan ötürüdür.
Aynı zaman da romanın siyasi ve felsefi yönleri de vardır lakin bu yönlerinin yanı sıra roman gerçekten güzel tiratlarla doludur. Özellikle de Ömer’in vicdan muhasebesi sahnelerinde kendi kendine yaptığı sessiz konuşmalar… Son olarak romanın, yazarın çözümlemelerinin, bireysel ve toplumsal eleştirilerinin 80 yıl geçmiş de olsa hala canlılığını sürdürdüğünü ve sürdüreceğini de düşünüyorum.