Puan vermedi·396 syf.····Okunma: 12 Nisan 2020 08:43 Aşağıdaki inceleme spoiler içerebilir.
Kitap birçok okuyucuyu bezdirecek kadar fazla betimelemeyle başlıyor. 100 küsür sayfa boyunca “Hadi ama bir şey olsun.” ya da “Bunu da betimlemezsin ama,” diyerek okuyorsunuz. Ama belli bir yerden sonra kendinizi o kadar kaptırıyorsunuz ki kitaptaki betimelemeler biraz az olsaydı o hissi veremeyeceğini fark ediyorsunuz.
Kitap Emma’nın evlilik hayatını anlatıyor diyebiliriz. Kendisi doyumsuz bir kadın. Kocasını kendisinden aşağıda biri olarak görüyor ve gözü hep başka erkeklerde. Açıkçası Emma sevdiğim bir karakter olamadı. Tüm hayatını sana adamış ve sonsuza kadar birlikte olacağınıza söz vermiş bir adamı birden fazla kez aldatmak hoş karşılayacağım bir şey değil. Emma sadece erkekler konusunda bu şekilde değil; kıyafetleri, evin düzeni, yaşayış tarzı olarak da sahip olduğundan çok daha fazlasını göstermeye çalışıyor. Zaten çevresindeki tüm erkeklerin ona hayran olmasının sebebi bu. Hiç de taşralı gibi davranmaması.
Leon kitapta üzüldüğüm bir karakterdi. Gençti. Belki de hayatında ilk kez aşık oluyordu. Rouen’de tekrar karşılaşana kadar aşkını içine gömmüştü. Charles’a saygı duyuyordu. Her insan gibi o da kime aşık olacağını seçememişti. Ama Emma’nın hayatını mahvetmek gibi bir niyeti yoktu. Daha sonra tekrar karşılaştıklarındaysa artık içindekileri Emma’ya dökme zamanı gelmişti. Ve Emma hep onu yönetmeye çalıştı. Emma etrafındaki her şeyi yönetmeye çalışan bir kontrol bağımlısıydı.
Rodolphe ise en nefret ettiğim karakterdi diyebilirim. İkisinin ilişkisini okurken çok iğrenç hissetmiştim. İkisi de birbirinin yanındayken birbirlerini ömür boyu sevecek aşıklar gibi davranıyorlardı. Ama ayrıldıklarında karşı tarafın kusurlarını düşünmeden duramıyorlardı. Rodolphe’un terk edeceği çok belliydi.
Emma’nın hayatı çok boşuna yaşanmış bir hayattı. Hep daha fazlasını umut ederek harcanmış bir hayat. Ve bunun acısını da en çok kızı Berthe çekti. Emma kendi bencilliği yüzünden yakınında bulunan herkesi derde soktu. Charles’a bir sürü borç bıraktı, kızını annesiz bıraktı. Gerçi birlikte oldukları zamanlarda da kızıyla çok fazla ilgilendiği söylenemezdi. Ve tüm bunlara rağmen gururlu bir kadındı. Ölmeden önceki son beş dakikasına kadar. Hayatını kurtarabilmek için başvurabileceği kim varsa denemişti. Ve artık bir yolu olmadığını anladığında...
Bir de eczacı Homais karakteri vardı. Bu karakter kitabı bir aşk kitabından çok daha fazlası yapan bir karakterdi bence. Kendisi dışında herkesin “bağnaz” olduğunu iddia eden Homais, aslına bakıldığında kendisi bağnazdı. Bir nişan uğruna söndürmediği hayat kalmadı. Ve rahiple olan atışmaları kitabı renklendiriyordu. Aklımda en çok kalan sayfalar bu kısımlar sanırım. Emma’nın ölümünden sonra rahibin Homais’ye bir gün anlaşacaklarını söylemesi de bana kalırsa çok tatlıydı. Ve, tüm bu olanlardan kârlı çıkan tek kişi Homais’ydi.
Sonuç olarak demek istediğim, kitabı okurken çok yorulduğum ve çoğu zaman bırakmayı düşündüğüm doğru. Ama bana çok fazla şey kattığını düşündüğüm ve gözüm kapalı önerebileceğim bir kitap. İlk defa bir kitapta olay örgüsünden daha çok anlatım diline odaklandım sanırım. Okurken aceleye getirip çabuk bitmesi için uğraşmayın. Okuma kalitenizi düşürmeyin. Sabırlı olun ve okurken çok keyif alacağınız kitabın sayfalarını huzurla çevirin.