Yirmisekiz Çelebi Mehmet Paris Sefaretnamesi
!!!! ( Spoiler içermektedir ) !!!!
Yirmisekizinci Mehmet Çelebi, padişah III. Ahmet döneminde Paris’e sefir olarak gönderilmiş kişidir, tam manasıyla günümüz ( kendi dönemi içinde aynı şeyi söyleyebiliriz) ‘’büyükelçilik’’ makamı tanımını karşılamasa da Osmanlı açısından büyük bir adımdır ve öneme sahiptir. Yirmisekizinci Mehmet Çelebi yazdığı bu sefaretnamede Fransa’ya olan yolculuğunu akabinde Paris’e ulaşmasını ve dönüşünü, aynı zamanda da gördüklerini anlatmaktadır. İlgi çekici ayrıntılara sahip bu sefaretname neredeyse hiç uluslararası durumdan ve diplomatik ilişkilerden söz etmezken, baştan aşağı Fransa’nın sanatsal, mimari özelliklerine değinmekte. Çok az bir kısımda ki geçtiği kalelere ve şehirlere göre değişkenlik gösterecektir, askeri özellikler anlatılmakta ( kraliyet askerleri ile valilik askerlerinin birbirinden ayrılması örnek verilebilir) ve 2-3 yerde de İngiltere ve İspanya ile olan ilişkilere değinmekte. Kitabı ilk olarak gözden geçirdiğimizde, mükemmel tasvirlerle dolu olmasa da etkileyici bir Fransa silueti canlanmakta. Kitap ilk bakışta bir sefaretname değil de seyahatname gibi dursa da derine inildikçe aradaki ayrımı daha net yapabilmekteyiz. Şöyle ki; ilk olarak fark edilen ayrıntı Sefir ve sefaret heyetinin uygulanan psikolojik yönlendirme ve baskının altında hareket ettiğidir. Sefir ve sefaret heyeti daha gemiden indiği ilk dakikadan itibaren yönlendirmelerle karşı karşıya kalmaları dikkatimizi çekmektedir. Elbette ki kitapta anlatılan tüm yönlendirmelerin kötüye delalet etmediğini de belirtmek zaruridir zira her devletin, hele de Fransa gibi Uluslararası alanda devlet geleneğine sahip bir devletler,kendine has kadileri mevcuttur. Bunlar görüşme usulleri ( mevkidaşların birbirleriyle görüşmesi örnek verilebilir), karşılama törenleri ( kitapta da Fransa’ya has karşılama töreninden bahsedilmekte), hediyeleşme usulleri vb. ancak kitapta Sefir ve sefaret heyetinin günlük olağan yaşantıları içerisinde de yönlendirmelerle ve zoruklarla karşı karşıya kaldığını görmekteyiz.
Elbette ki sefaret makamı henüz yeni ve gelişmemiş bir durumda olduğu için, Mehmet Çelebi Fransa’ya adım attığı andan itibaren gördüğü her yapıyı ve düzenlemeleri, Osmanlı ve İstanbul ile kıyaslamış ve hayranlık duymuştur. Burada ilk farkedilen, Fransızların Osmanlı, Osmanlıların da Fransa hakkında çok fazla bilgiye sahip olmadığıdır. Mehmet Çelebi Fransa içerisinde özellikle Osmanlı topraklarında alışık olmadığı kanal,sarnıç ve şato benzeri yapıları kitapta burada anlatılabilecek gibi değil şeklinde şahaneliklerini anlatamayacağını söylemiştir. Burda çok büyük hayranlık duyduğunu açık bir şekilde görmekteyiz. Ayrıca Mehmet Çelebi’nin sefaretnamesine göre Fransız halk ve asilleri, ‘Osmanlı’ figürüne merakları birazcıkta önyargıdan mütevellit fazlasıyla detaylıdır. Öyle ki yemek yeme şekilleri ve yaptıkları ibadetler yakın takipte. Gittiği her şehir ve kasabada binlerce kişi onları görmek için izdiham yaratmakta. Ayrıca Mehmet Çelebi ve sefaret heyetine, Fransızların ne kadar gelişmiş bir toplum olduklarını hatırlatmalarını tadı kaçmış bir şekilde görmekteyiz. Bunu kimi zaman görkemli ve tarihi yapılarla, kimi zaman da anlatılan uygulamalar ve teknolojik/bilimsel icatları ( örneğin kanal kapakları ile su seviyelerinin eşitlenmesi ve rasathanedeki malzemeler) göstererek yapmaktadırlar. Kitapta en dikkat çekici unsur ekonomik ve kültürel yapı. Az da olsa askeriyeden bahsedilmişse de yalnızca askerlerin pozisyon alması ve askeri üniformalar gösterilmiş veya kitapta bunlar anlatılmıştır. Askeri üniformalar Mehmet Çelebi’nin fazlasıyla dikkatini çekmiştir ki bu durum beraberinde şu yorumu doğurur; III. Ahmet döneminin en önemli özelliği olan Lale Devrinin getirdiği düzenlemelerin, Avrupa seyahatlerinden etkilenilerek yapıldığını açık bir şekilde görmekteyiz. Ekonomik olarak ise ağırlıklı ve doğal olarak limanlar gösterilmekte. Opera, Mehmet Çelebi’yi büyülemiş gibi gözükmekte. Özellikle onu anlatırken hayranlıkla nahsetmekte. Paris’i kısmen İstanbul’a benzetse de yine de İstanbul gibi olmadığını söylemekte ancak genele bakınca Paris’e hayran kaldığını görüyoruz. Kitapta ayrıca Fransa Devlet geleneklerini net bir şekilde görmekteyiz. Fransa dışişleri bakanının yaptığı hareket özelinde Fransızların, Osmanlıya karşı Vezirlerin gelen elçilere karşı tutumu sebbeyle kinli olduğunu ve buna karşılık hareketler etmeye çalıştıklarını da görmekteyiz.