·352 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Nisan 2020 14:25 Çok yoğun bir bilim-kurgu/distopya serisi ile buradayım. Bu kitabı ilk 2018 yazında elime alıp okumaya çalışmıştım. Çalıştım diyorum çünkü yazarın yarattığı evren/dünya o kadar hayalüstüydü ki kafamda canlandırmakta çok zorlandım ve o zaman kitabı okumayı bırakmıştım. Şimdi nedendir bilmem tekrar bir şans vermek istedim bu seriye. Yine ilk başlarda çok zorlandım açıkçası ama bu sizi pes ettirmesin lütfen, okumaya devam edin. Yürüyen kentler... hayal gücüm bir kentin nasıl yürüyebileceğini, kentlerin nasıl hareket halinde olabileceğini bir türlü resimleyemedi. İşin içine çok fazla coğrafya bilimi, fizik bilimi dahil ettim sanırım ve kendi kendime imkansızlaştırdım. Hayal gücünde imkansız diye bir şey olabilirmiş gibi... Olay sadece kentlerin yürümesi de değil, bu yürüyen kentler, başka kentleri yiyerek büyüyorlar. Kentler, kasabalar, banliyöler, küçüklü büyüklü bir sürü yürüyen kent arasında sömürge savaşı gibi düşünün veya büyük balık küçük balığı yer. Yedikçe büyüyen, kat kat pasta gibi çıkan kentler hayal ettim ben ama yazarın gözünde nasıldı durum bilemem. Ve bilin bakalım bizim ana mekan neresi..."Londra Kenti" bumm. Sömürge savaşı olur da Britanya olmaz mı? Kitap bundan 1000 yıl sonrasını anlatıyor ve Londra(ingiltere) hâlâ bildiğimiz gibi...neyseee konudan saptık.
Konudan devam edecek olursam; 1000 yıl sonraki bir dünyada artık kentler yerleşik değil, altlarına takılan motorlarla hareket halindeler ve gelişebilmek, güçlü olabilmek için başka kentleri avlamak zorundalar. Bu noktada ya avsın ya da avcı, motorlarının ne kadar güçlü olduğuna göre değişir. Londra Kenti ise 6 katlı bir Büyük Mobil kent. Felsefedeki toplumsal tabakalaşma piramidinin hakim olduğu bir kent. Üst katlarda yüksek kesimden, refah içindeki "önemli" insanlar, alt katlara doğru mücadelenin arttığı, refahın azaldığı bir kesim. Sınıf ayrımının içinde başka bir ayrım. Tom da bu ikinci ayrımda, Tarihçiler Loncası'nın Üçüncü Sınıf Çırak'larından. Bir de Katherine var, başkaşifin yani Valentine'ın kızı, tabiri caizse yüksek sosyete. Olayları genel olarak bu iki karakterin bakışından okuyoruz. Kitap hem bilim-kurgu hem de distopyaydı. Yıkılmış, bozulmuş, kötüye evrilmiş bir dünyanın içinde avlanan kentler. Alt katlardaki insanların yaşam şartları, mahkumların durumu "Dışkı Havuzu" bölümünü okuduğunuzda anlayacaksınız.
Kitap ilk başta yavaş ilerlese de sonradan kurguya alışıyorsunuz ve olaylar geliştikçe sürükleyici bir hâl alıyor. Kurgu çok farklı ve yeni geldi bana o kadar ki hayal gücümün sınırlarını zorlamak zorunda kaldım. Kurgu ve olay akışı çok iyi olsa da karakterlere ısınmam kitabın yarısını geçtikten sonra oldu neredeyse. Yazar bu konuda biraz zayıf kalmış. Benim bir seriye devam etmem için karakterlere bağlanmam, sonrasında ne olacak değil de sonrasında onlara ne olacak diye merak etmem gerekiyor. Olaylardan çok karakterlerin durumunu merak eden biriyim. Karakterler de, kentler gibi metalden yapılmaydı sanki ama sonlara doğru Tom-Hester ve Katherine-Bevis diyaloglarına duygu hakim olmaya başladı. Arkadaşlıkları, ilişkileri hoşuma gitti. Seriye devam edecek kadar mı göreceğiz.
Sonuç olarak güzel, farklı bir bilim kurguydu. Umarım bin yıl sonra dünyanın dönüşeceği şey bu olmaz çünkü sadece okuması güzel, yaşaması değil. Aya Yolculuk kitabı gibi birilerine ilham olmasını istemem.