·300 syf.····Okunma: 14 Nisan 2020 18:38 ‘’Kim Milyoner Olmak İster?’’ yarışmasında annesini reddettiğini söyleyen bir kadını izledik hepimiz. Günlerce üzerine yazılıp çizildi, bunları söyleyen kadın linç edildi; vefasızlıkla, ahlaksızlıkla suçlandı. Ben dahil çoğu insan videoyu ilk izlediğimizde o kadın yerine utanç duyduk. Çünkü aileye koşulsuz itaat ve saygı öğretilmişti bizlere. O kadın ne yaşamış olursa olsun ailesini toplum içinde bu şekilde küçük düşürmeye ve üzmeye hakkı yoktu.
Tam da bu olaylar sosyal medyada dönerken karşıma daha önce kim olduğunu bilmediğim Nihan Kaya’nın bir tweeti çıktı. Bambaşka bir açıdan yaklaşmıştı duruma. Toplum yargılarına karşı o kadını savunuyordu. Evet annesini reddeden kadını! Bizim bu kadına karşı tavrımızın sebeplerini ‘’İyi Aile Yoktur’’ isimli kitabında ayrıntılı bir şekilde anlattığını yazmıştı.
‘’İyi Aile Yoktur.’’ Kitabın ismi bile yeter çoğu kişinin ondan uzak durmasına. Değer yargılarıma, şimdiye kadar öğrendiklerime ne kadar tezat bir şeyle karşılaşacağımı anladığım halde içimde bir şey bunu okumam gerektiğine inandı. Bilmeliydim herkes gibi olmamayı, o tweeti okuduktan sonra utandığım önyargımın sebeplerini ve kurtulmalıydım.
Koronavirüs karantinasında, hepimizin tüm vaktimizi ailemizle geçirdiğimiz, onlardan başka kimseyi görmediğimiz günlerde okudum ben bu kitabı. Okuduğum her satır canlı bir deney düzeneği gibi karşımda, gözlemlerime açıktı bu yüzden. Bu düzeneklerin en erişilebilir olanı ise kendi zihnim. Okudum, izledim, okudum izledim. Çocuk kalbim gün yüzüne çıkıyordu. Satırlarda sağ-sol yapan gözlerim ve anılarımda med-cezir yaşayan zihnim…
Böyle bir etkisi vardı Nihan Kaya’nın cümlelerinin. O anlatıyor, belki kendi çocukluğundan, belki başka çocuklardan örnekler veriyor, bense kendimi, zihnimin derinliklerine attıklarımı topluyordum bir bir önüme.
Çocukluk bir cehennemdir. Bunun en önemli nedeni, çocukken bize yapılan yanlışların yanlış olduğunu bilmememiz.
Hallac-ı Mansur’dan alıntı yaparak devam ediyor yazar:
‘’Cehennem acı çektiğimiz yer değildir. Cehennem, acı çektiğimizi kimsenin bilmediği yerdir.’’
Misafirliğe gittiğimizde ‘’Çocuklara ayrı masa hazırladık.’’ diyen ev sahipleriyle, o sevimli gösterilen ama aslında ‘’Büyüklere hazırladığımız ihtişamlı masayı çocuk olduğunuz için hak etmiyorsunuz.’’ alt metnini taşıyan durumla karşılaşmayanımız var mı acaba? Ne kadar sevimli gösterilirse gösterilsin büyüklerin mükemmel yemeklerini bozmayalım diye mütevazı soframızda oyalandığımızı şimdi anlıyoruz. Ama bunu şimdi yaşayan çocukların hislerine körüz, neden? Çünkü artık o ihtişamlı masada oturma sırası bizde.
‘’Senin karşında çocuk yok!’’ diyerek, çocuğa karşı her tür muameleyi, yalanı, sınırlarına müdahaleyi, saygısızlığı, hatta istismarı da meşrulaştırmış oluyoruz aslında.
Bunun gibi daha pek çok, hayatımızın içine sirayet etmiş, normalize edilmiş, yanlışlığından bihaber olduğumuz söylem ve davranışla başta kendi içimizdeki çocuk olmak üzere tüm çocukların ruhlarında açılan derin yaraları ikiyüzlü toplumun suratına tokat gibi çarpıyor Nihan Kaya.
Ailesi tarafından istismara uğramış yahut herhangi bir şekilde kalbi kırılmış çocuklara yetişkin olduklarında psikoterapistler tarafından bile ailesini affetmenin, ancak bu şekilde hayatına devam edebileceğinin telkin edilmesine şiddetle karşı çıkıyor yazar ve ‘’Affetmenin şifa verici hiçbir etkisi yoktur.’’ diyor.
Cani olarak dışlanan bir kimseyi dahi yeryüzünde affetme hakkı olmayan tek insan, çocuğu. (Trajedi bir kez daha gözler önünde.)
Ailemiz bize ne yaparsa yapsın onlara öfkelenemiyor, içimizde hissettiğimiz kızgınlık duygusundan suçluluk duyuyor, ‘’Ama onlar benim için böyle böyle fedakarlıklar yapmıştı’’ gibi ama ile başlayan cümlelerin arkasında bize öğretilen şekilde benliğimizi ezip çığ gibi büyüyen bir nefreti yok sayıyorsak bu nefretin yansıyacağı kişilerin ilerde kendi çocuklarımız olacağını ve kısır döngünün devam edeceğini bilmeliyiz.
Bunu anlatırken psikanalist-yazar Alice Miller’den alıntılar yapıyor Nihan Kaya:
‘’Öfke, böbrek taşına benzemez- yeterince uzun bir süre beklerseniz düşmez.’’
‘’Gerçeği aramaktan kaçınarak sevgiyi kurtarmış olmayız. Gerçek sevgi, gerçeğe katlanabilir.’’
Nasıl ki doğada enerjiler asla yok olmuyor, ancak bir türden diğerine dönüşüyorsa, duyguların da- bastırılmış olsalar bile- asla yok olmayacağını, ancak dönüşüm geçirebileceğini söylüyor yazar. Bu yüzden öfkenizi bastırmak yerine onu vaktinde yaşayıp, bize zarar vermesine izin vermememiz gerekiyor. Yaşanabilen öfke elbette dönüşüm geçirecek, yaratıcılığa evrilecek.
Yazar kitap boyunca Alice Miller’den o kadar çok alıntı yapıyor ki, bazen Nihan Kaya mı okuyorum yoksa Alice Miller’in kitaplarının bir derlemesini mi diye sorguluyorum. Alıntıları beğenmediğimden değil, yazarın kendi kalemini okumak istediğimden. Kitabın sonundaysa yazar Alice Miller’le tanışmasını, ona duyduğu saygısını anlatıyor ve onun tüm kitaplarını tanıtıyor bizlere.
Alice Miller gibi daha pek çok başarılı psikolog, psikiyatrist, yazar hatta film ve kitapla tanıştırdı beni Nihan Kaya. Kitabın sonunda Ennegram’a selam çakmayı da ihmal etmemiş ve bu kitabın özellikle dörtlerin ve ikilerin daha derinden yaralanacağı durumları vurguladığını söylemiş.
Katılmadığım, fazla bulduğum görüşleri olmasıyla birlikte Nihan Kaya’ya bana açtığı yeni pencere için minnettarım. Anne-babaların kitabı okurken her şeyi fazla içselleştirip kendi aile-çocuk ilişkileriyle kıyasladıklarını ve yanlış yargılara vardıklarını gören yazar, bazen bu kitabı çocuk sahibi olmayanların okumasının daha faydalı olacağını düşünüyorum diyor ki çok haklı. İyi ki çocuğum olmadan önce ona karşı yapabileceğim muhtemel hataları görebildim. Bu ‘’İyi ki’’yi yaşamak için herkesin geç olmadan okuması gereken bir kitap İyi Aile Yoktur.
İyi aile, çocuk’u, yani yeni’yi öldürmeyen, çocuğun doğmasına, var olmasına, gelişmesine engel olmayan, onu besleyen ailedir. İyi aile, çocuğun serpilip büyümesine, ‘’ayrı olmasına imkan tanıdığı halde hâlâ çocuğun ailesi olabilen, ona ailelik edebilen ailedir. İyi aile çocuğa ‘’Senin için iyi olanı ben biliyorum. Ben aileyim.’’ demeyen ailedir.
Diyerek kendi İyi Aile tanımını yapan ve oluşturduğu paradoksa açıklık getiren Nihan Kaya, benim kendime müjde addettiğim şu cümleleri yazmış:
Edebiyatla, sanatla, felsefeyle ilgilenip de çocuk’a kitlenin baktığı gibi bakmak imkansızdır.
Velhasıl üzerine titrediğim alanlar bir anlam daha kazandı: İçimdeki çocuk, çocuğum, çocuklarımız çığlıklarının duyulmasını hak ediyor. Duymaya ve duyurmaya başlamalı.