Puan vermedi·184 syf.····Okunma: 17 Nisan 2020 00:38 Vasconcelos, bu romanı tam on iki günde yazdığını duyunca kitaba olan hayranlığım bir kat daha arttı en başta bunu belirtmek isterim.On iki günde yazılıp insanlar üzerinde bu kadar uzun yıllar aynı değeri ve ilgiyi görmesi gerçekten takdir edilesi ve aynı zamanda büyük bir yazar olmanın da en belirgin göstergesi.
Şeker Portakalı romanı 5 yaşındaki çok zeki,farklı ve yaramaz Zeze'nin acı kavramını ve büyümenin getirdiği gerçekleri onun gözünden,hayalperest bir çoçuğun gözünden,anlatıyor.
Zeze'nin o saf merhameti,vicdanı okurken kalbimi ısıttı diyebilirim.Aynı zamanda ailesinin yoksulluğu ve bunla beraber yaşadıkları zorluklar neden tüm çocuklar için şartların eşit değil burukluğunu içimde yaşattı.
''-Yiyecek bir şeyler alalım. En çok ne istersin Zeze?
-Her şeyi severim. Evde yiyecek bir şey bulmayız çoğu zaman, bulduğumuzu sevmeyi öğrendik.''
Bu cümle kitapta geçiyor fakat bu cümleyi günümüzde bile kullanan milyonlarca çocuk olduğuna eminim bu çok üzücü,keşke tüm çocuklara eşit şartları sağlayabilecek,tüm çaresiz çocuklara ulaşabilecek bir imkanım olsaydı inanın bunu çok isterdim.
Kitaba tekrar dönersek; Zeze için keşfedişler aslında tam anlamıyla dostunu kaybettikten sonra başlıyor, acıyı keşfini tanımlayan çok güzel bir cümle geçiyor kitapta: ''Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.''
Zeze kendisi buna inanmak istemese de kalbi kocaman bir çocuk ve kitabın sonunda itiraf kısmında da da geçtiği gibi ''Bugün kırk sekiz yaşındayım..hala çocuk olduğumu zannediyorum..bugün çocuklara misketler ve kartlar dağıtan benim'' büyüyüp yetişkin olduğunda da kalbi ve saflığı ve çocuksu ruhu hala onunla beraber.
Keyifli okumalar,değerli vaktinizi ayırdığınız için teşekkür ederim :)