Poe'nun en kısa öykülerinden biri ama beni okuduklarım arasında en çok etkileyen ve düşündüren öyküsü de bu oldu sanırım. Poe'nun en ünlü sözlerinden biri şu: Bir kadının ölümü, sorgusuz, dünyadaki en şiirsel konudur. Birden fazla öyküde de bu konuyu işliyor. Morella onlardan biri. Peki buna bakarak Poe'nun mizojinik olduğunu söyleyebilir miyiz?
****
Öykü anlatıcının çok hayranlık duyduğu bir kadınla, Morella ile, yakınlaşmasıyla başlıyor, evleniyorlar. Morella çok bilgili, anlatıcı ona hayranlık duyuyor. Ama kadının ilgilendiği konular zamanla anlatıcıya tuhaf geliyor. Üç konu sayıyor. (ki bence bunları bilmek hikayeyi derinleştiriyor) Diğer yandan anlatıcı diyor ki benim ilgilendiğim konuysa kimliğin ölümle birlikte yok olup olmadığı idi, sebebi de Morella'nın bundan konuşurken duyduğu rahatsızlık. Anlayacağınız üzere öykünün esas konusu da bu. Kimlik ya da benlik konusunu aklımızda tutarak devam edelim.
Öykünün girişinde Platon'un bir sözü var. "Itself, by itself, solely, one everlasting, and single." Bilindiği üzere, Platon ruhun ölümsüzlüğüne inanır.
Morella'nın ilgilendiği üç konu:
Pisagor'un palingenesis'i (yeniden doğuş): Pisagor Mısır'da yalnızca matematik öğrenmez aynı zamanda reenkarnasyonu da öğrenir ve buna inanır.
Fichte'nin "vahşi" panteizmi: Poe'nun vahşi demesinin sebebinin Fichte özne mevzusunu abartması olduğunu düşünüyorum. Basitçe Fichte mutlak idealizmi savunur: Kant öznenin dünyayı kurduğunu söylemekle bir devrim yapmıştı, Fichte bunu daha da ileri götürür ve her şeyin temelinde "ben" olduğunu ve hatta gerçekliğin de ben ile özdeşleştiğini iddia eder.
Schelling'in kimliği: Bir başka mutlak idealist olan Schelling de Kant ve Spinoza'yı birleştirerek bilinçli insan doğadaki tekâmülün bir sonucudur, doğa ve ruh özdeştir, der.
Hikayeye devam