·167 syf.··Beğendi
···Okunma: 18 Nisan 2020 20:28 Kitaba başlamadan önce, yazarı hakkında bilgi vermek istiyorum. Frankl, Viyana üniversitesinde psikiyatristlik yapmış ve kendi ekolü olan Logoterapi alanında da Profesörlük yapmış bir isimdir. Freud için Psikanaliz, Adler için Bireysel Psikolojisi neyse Frankl için de Logoterapi odur diyebiliriz. Ayrıca Frankl'ın, ikinci dünya savaşı sırasında toplama kamplarında bulunması ve oradaki gözlerini de ekolüne uygun olarak kullanması kitabı daha ikna edici kılmış.
Logoterapi; ne Psikanaliz gibi yaklaşır ne de Davranışçı bir görüntü izler. Logoterapi, insanı, insan boyutuyla izler ve insanda bulunan potansiyellere göre hareket eder.
Kitaba geçersek, anlam yoluyla terapiyi hedef alan Frankl, insanın hayatındaki en büyük eksikliğin, "anlam" kaybı olduğu görüşündedir. Freudyen yöntemlerle insanların Nevrozları çözümlense dahi, hayatlarındaki anlam eksikliği devam edebilmekte ve hasta aslında iyileşmemiş sayılmaktadır. Bunun için dayandığı temel nokta ise, intihar girişiminde bulunan gençlerin yüzde 85'inin hayatlarında bir anlam olmadığı gerekçesiyle intihara kalkışmış olması. Hayatlarında bir anlam, hedef ya da amaç bulunan insanların intihara kalkışmadıkları gerçeğini düşünürsek bu dayanan, çok makul hale geliyor.
Insanların hayatları boyunca anlam arayışı içinde olduklarını ve bu anlam arayışı ne kadar güçlü ve istikrarlı olursa, hayattan alınan doyumun da o denli önemli olduğunu belirten yazar, "anlam istemi" ve "yaşam için anlam" başlıklı yazılarında bu durumu anlaşılır kılıyor.
Bunların dışında insana dair hümanist görüşleri ve belirlemecilik olgusunu ele alış tarzıyla da Freud'un insana olan kötü bakış açısını ters yüz ediyor.
Logoterapi çerçevesinde geliştirilen iki tekniğe de kitapta yer verilmiş.
Bunlardan ilki Paradoksal Niyet!
Özellikle Fobik ve Saplantılı-Zorlanımlı olaylarda etkili bir terapi tekniği olduğunu iddia eden Frankl, insanın korkularıyla mücadele etmeye çalışmasının, korkularını daha da artıracağını düşünmekte.
Örneğin hıçkırıktan yakınan bir hastaya, daha çok hıçkırmasını tavsiye etmiş ve hastanın hıçkırıkları son bulmuş.
Konuyla ilgili diğer bir olay ise; sınava girecek bir öğrenci, sınavın başlamasına az bir zaman kala birden kaygılanmış, bildiği her şeyi birden unutmuş ve ne yapacağını bilmemektedir. Birden paradoksal niyet tekniği aklına gelmiş ve sınavda başarılı olmak yerine tamamen başarısız olmayı arzulamıştır. "sınavda öylesine başarısız bir kağıt vereceğim ki, hoca hayati boyunca unutamayacak. Sınav tarihinin en saçma en gereksiz kağıdını okuyan hoca neye uğradığına şaşıracak" şeklinde düşünüp eğlenmeye başlamıştır. Birden neşeli bir hale gelen öğrenci, sınav başladığında korkularindan arınmış, kendine güvenli biçimde soruları yanıtlamış ve sınavdan çok iyi bir not olarak paradoksal niyetin doğruluğunu teyit etmiştir.
Paradoksik Niyet, diğer terapi yöntemlerine göre mizahi bir yöntem olduğu için, hastaların da tedavi sürecine daha aktif katılımını sağlamaktadır. Söyle ki "titreme" şikayetiyle doktora giden bir kadına doktor, şu teklifi sunar;
Titreme yarışı yapalım mı?
Hasta, şoke olur ancak bu yarışma önerisini kabul eder.
Hem hasta hem de doktor birlikte titremeye başlar ve hasta, doktora kaybetmemek için olanca gücüyle kendini işe verir. Ancak bir süre sonra aşırı zorlanma sebebiyle güçten düşen hasta, en sonunda pes eder ve titreme şikayetlerinden kurtulmuş olur.
Işte Frankl bu konu için şunu söylemekte kitabında;
Insan, kendisinden uzaklaşarak, kendisiyle eğlenmeye, kendisine gülmeye ve kendi korkularıyla dalga geçmeye başlar. Ve kendisinden uzaklaşan, kendisini unutan bir insan varoluşuna anlam verebilir!!!.
Bir diğer teknik olan Düşünce Odağını Geliştirme'yi ise cinsellik üzerinden anlatmakta Frankl.
Cinsel ilişkide, insanlar orgazm olmayı amaçladıklarında, dikkat bu yöne evrilir ve bu da ilişkiye zarar verir. Erkeklerdeki iktidarsızlık probleminin bu amaç yüzünden gelişebileceğinin altını çizen Frankl, bireylerin orgazm yerine sadece kendisi olmalı ve kendisini iliskiye vermelidir diyor. Iktidarsızlığın asıl nedeninin cinsel kusursuzluktan kaynaklandığını ve bunu da ne şekilde çözdüğünü açıklamış Frankl;
İlişkiye girmeyi yasaklayarak.
Eğer çiftler, ilişkide doyum sağlayamıyorsa yine de sevişmeli ancak bunun ötesine gecmemeli diyor. Bu şekilde insanlar sevişiyor ancak bundan daha fazlasını yapamayacaklarını bildiği için de kendilerini zorlamıyor, baskı altına almıyor kısacası orgazm için kendilerini sıkmıyor. Bu durum bir süre böyle gittikten sonra hastalar gerçek bir cinsel iliski deneyimi yaşadıklarını ve iktidarsızlık gibi bir sorunu asla yaşamadıklarını ifade ediyor.
Kitabı sadece psikoloji alanındaki alandaşlarıma değil, herkese tavsiye ederim. Çünkü kitapta bolca vaka örneği bulunmakta ve akademik terimler ya da literatürsel kelimeler neredeyse hiç bulunmamakta. Zaten mevcut olanları da Frankl, nakış gibi işlemiş.
Hayat eve, sorunlarımız da logoterapiye sığar diye düşünüyorum. .d.d