Ah vurdumduymaz kahramanımız Meursault. Senin için birkaç bölümlük insan psikolojisi üzerine kitap yazılır. Kitabımızın ilk kısmında annesi vefat eder ve kahramanımız hiç üzülmez. Cenazesine gidebilmek için patronunda izin alma kısmına daha çok takılmıştır, annesinin kaybından. Annesinin yüzünü hadi son kez görmeyebilir belki onu son gördüğü haliyle hatırlamak ister ama cenazesine karşı düzgün davranmamasi gibi aorgulamalara giriştim kendimce. Çocukluğunda ne yaşamış olabilir ne olamaz diye kişilik analizine başladım. Kitap ilerledikçe tüm yaşantısının bu düzeyde işlediği görülüyor. Toplum onun için baskı mekanizması değil. Onu ilgilendirmeyen hiçbir olay hakkında alakadar olmaz. Sevgilisi beni sevmiyorsun diye sorduğunda bile sevmiyorumdur heralde cevabını yapıştırır. Kaybetmekle alakali sıkıntısı hiç yok. Adam öldürmekten ötürü hapse girdiğinde dahi avukatının ısrarlarına rağmen yalan hiçbir söz söylemez ve sonunda bir sürü sorgudan sonra idam yolu görüldüğünde dahi kılıni kipirdatmaz. Bir Yaratıcı olduguna inanmaz ama mucizelere inanir. Din adamlariyla gorusmeyi reddeder.... Kitap sonlandiginda ne kadar da toplum baskisinin uzerinde oldugunu görürüz üzerimizde. Suçuyla ilgili olmayan sebeplerden ötürü duygusal davranilip idam karari verilir. Düşününce biz de duygusal hesaplardan, konuyla alakasi olmayan seylerden ötürü cogu insani yargilayip hayatimizdan cikarmiyor muyuz? Insanlara bakış açımız sadece tek hareketleri ile terse düz olmuyor mu? Herkesin okumasi gereken bir kitap bence. Hani ben olsam şöyle yapardımlarimizi sorgulatmaya hazir bir kitapla dost olmak kimseye birşey kaybettirmez. Ne kadar da yabanciyiz aslinda kendimize isteklerimize ve günler geçtikçe daha da yabancilasmaktayiz birbirimize ve kendimize.