Puan vermedi·632 syf.····Okunma: 20 Nisan 2020 23:24 Giriş daima zordur ben de şöyle başlamak istiyorum.
Hoşçakal Oblomov, hoşçakal Olga. Size bu kadar alışmışken ayrılmaya, başka bir kitaba geçmeye utanıyorum. Bence bir çok eser de utanmalı siz varken kendinin okunmasına.:)
Ve merhaba değerli 1 K okuyucuları. Şimdiden söyleyeyim bu kitabı okumadıysanız sizi ikna etmek için nasıl dil dökeceğim bilemezsiniz. Bu kitap ile tanışmadan önce diğer incelemelerime kıyasla bu incelemeyi yazabilmek için elimden bir sürü inceleme de geçirdiğimi şimdiden söylemek istiyorum. Çünkü bu inceleme gelecekte benim için bir daha başvurabileceğim bir kaynak olacak. Peşinen belirtmek istiyorum uzun olursa affedin.
Hayatımı düzeltmek için planlar yapan ama bir türlü o planları uygulamadığım zamanlar... İşsizlikten yakınıp ama gerektiği gibi iş aramadığım zamanlar… İş bulsam bile sudan sebeplerden ayrıldığım zamanlar…mükemmel bir iş yapacağım fakat içimde ki üşengeçlikten dolayı bahane üretip bahaneme kendim bile inandığım ve bir türlü o işe başlamadığım zamanlar…evde hiçbir şey yapmayarak yatmaktan zevk alıpta monotonluktan dert yandığım zamanlar… Merhaba yine ben diyemeyeceğim lütfen geçmişte kalın.
Ben kendimde çok şey buldum sizin de bulacağınıza eminim bu kitapta. Çevrenizde de vardır böyle insanlar hatta belki siz de böylesiniz. Yazar önemli olan oblomov değil oblomovluk diyor ben size Oblomov’u anlatayım siz de oblomovluğunuza bakın biraz.:) Oblomov'un yaşamından esinlenmiş Oblomov’luk, karakter meselesi değil aslında tamamen bir insanlık halidir de diyebiliriz. Yapmak istediğinde yapamamanın, davranman gerektiğinde davranamamanın, hatta düşünme ihtiyacı hissedipte düşünemeyecek kadar ipin ucunu kaçırmış olmanın, bitkinliğin, yorgunluğun, bıkkınlığın, yetersizliğin, öz güvensizliğin babasıdır denilebilir.
Oblomov,Ivan Gonçarov tarafından 1859 yılında yazılmış bir roman. Baş kahramanı da Oblomov adında bir Rus soylusudur. O kadar tembel ve miskin bir insandır ki okurken herkesin canını sıkacak cinsten biri.
Kitap 19. Yy da geçtiği için çoğu okuyucunun yaptığı gibi o dönemi biraz inceledim. Avrupa’da teknolojik, bilimsel, kültürel, felsefi atılımların bir bir baş gösterdiği ve her geçen gün diğer ülkelerin sadece seyretmek zorunda kaldığı bir dönem. O zaman ki haliyle yazar dönemin Rusya’sını eleştiriyor ve neden bu kadar geride kaldığını bence de batının dinamikliğine doğunun ise tam olarak durağanlığına bağlamıştır. Ivan Gonçarov aslında Oblomov karakterini anlatırken bir nevi kendi ülkesine ışık tutmuştur.
Ben okurken kendi ülkeme baktım da ne kadar da çok benziyoruz o eski Rusya’ya diye düşündüm.Tüketici bir toplum,üretmeyip hazıra alışmış bir toplum, Lafa geldimi kıskanıldığını dile getirip sadece batının ayak izini takip etse yeter dediğimiz bir toplum.
Devlet demeyeceğim çünkü halk neyse devlet odur benim nazarımda. Türkiye okumayan, araştırmayan,eleştirmeyen,farklı fikirlere açık olmayan,takım tutar gibi parti tutan bir toplum yapısına sahip maalesef.
Gelin biraz da dünya istatistiklerimizi görelim;
Genel Özgürlükte ; 178 ülke arasında 70. Sırada
Ekonomik Özgürlükte; 178 ülke arasında 69. Sırada
Basın özgürlüğünde ; 178 ülke arasında 151. Sırada
Girişimcilik ve Fırsat eşitliğinde ; 178 ülke arasında 67. Sırada
Kişisel özgürlükte; 178 ülke arasında 100. Sırada
Birde eğitime bakalım…
Eğitime devamlılıkta; 36 ülke arasında sonuncu
Öğrenci becerileri ; 36 ülke arasında 33. Sırada
Okuduğunu anlama da; sonlarda.
Her neyse araştırırsak daha çok kötü tablo ile karşı karşıya olduğumuzu göreceksiniz. Yanlış anlamayın bu hepimizin notu birimizin değil. Peki bunun sebebi ne? işte bu kitapta anlatılanlar bence. Türkiye’de hayat yıllardır hiç değişmedi. Ülke asla dinamik olmamıştır hep durağan bir hayat hep hazıra alışmış bir hayatımız olmuştur. Örnek verelim Osmanlı döneminde de yapılan yenilikler severek ve çok isteyerek yapılmadı bence.Batının karşısında geride kaldık ve bak giderek geriliyoruz bir şey yapalım biraz, tek savaş ile olmuyor diyerek mecburen yapıldı. Bu yüzden Türk insanı da Rus insanı gibi biraz Oblomov olagelmiştir. Bunu yaşam tarzımızda görebilirsiniz demek istediğim Oblomov, batının aksine Türkiye’de tam olarak anlaşılabilecek bir eserdir.
Bu ülkeden bir Atatürk geçti bizim için büyük şans olan bir lider bir deha.Batılı insanlar gibi, çalışmayı bir erdem kabul eden bir toplum yaratma yönündeki arzusunu sık sık dile getirmesine rağmen kendi ınkılapları ancak bizi bir yere kadar getirmiş bir lider.Fakat bugün onun istediği sonuca ulaşabilmiş değiliz. Rusya, Oblomovlukla mücadelesinde ne kadar başarılı oldu, günümüz Rusya’sında Oblomovlar hala var mı bilmiyorum ama Türkiye’nin bu konuda pek başarılı olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bizim toplumumuz önemli oranda Oblomovlardan oluşuyor.
Biraz da diğer karakterlerden bahsedelim; Kesinlikle okumaya devam edin hepsi bambaşka mükemmel karakterler...
Batılı İnsan: Ştolts
Gonçarov, kendi ülkesinin insanlarını eleştirirken alternatifsiz de bırakmıyor. Bu eleştiriyi karşılaştırma aracılığıyla yapıyor. Doğulu bir insan olan Oblomov’un karşısına batılı bir insan olan Ştolts çıkıyor.Sürekli yenilenen dünyaya kolaylıkla uyum sağlayabilen, hiç yorulmadan çalışan, hayatını bir düzen içinde yaşayan biridirŞtolts fazlasıyla mükemmeliyetçi bir insan olmakla birlikte gerçekçi de olabilmektedir. Kitaptaki Olga karakteri diğer bütün erkekler için mükemmel kadının örneği olmaktayken Ştolts için öyle değildir ama Ştolts, mükemmeli bulmasının imkânsız olduğunun da bilincindedir. Olga mükemmel olmasa da en iyisidir ve Ştolts bununla yetinmesi gerektiği gerçeğini kabullenmiştir.
Oblomov ile Ştolts Karşılaştırma
Birbirine tamamen zıt karakterler olsalar da aslında çok iyi arkadaş olmuşlardır. Birbirlerini çocukluktan beri tanırlar. Aynı yerde büyümüşlerdir ama ailelerinden aldıkları eğitim onları çok farklı iki insan yapmıştır. Fakat bu farklılıkları onları birbirlerini bağlamıştır. Ştolts fırsat buldukça Oblomov’u ziyarete gider. Onun hareketli hayatında Oblomov’un evi huzurlu bir duraktır. Ştolts’un Oblomov için anlamı ise en güvenilir dost olmasıdır. Kendi halkından herkes ondan faydalanmaya çalışırken ona karşı dürüst olan tek kişi Ştolts’tur. Hatta Ştolts, Oblomov’u Oblomov’a rağmen kurtarmaya çalışmıştır.
Sadık Hizmetçi Zakhar Unutulmazsın!
Bu romandan söz edilirken genelde Oblomov, Ştolts ve Olga karakterlerinden söz edilir ama Zakhar da özellikle zikredilmeyi hak eden bir kişilik. Kendisi Oblomov’un uşağı, eli ayağıdır. Gonçarov bu karakteri öyle bir betimlemiş ki kafanızda rahatlıkla canlandırabiliyorsunuz. Zakhar, Gonçarov’un kendi insanlarına karşı başka bir eleştirisidir. O hem efendisinden nefret eder hem de efendisini çok sever. Sık sık efendisinin ölmesini, ondan kurtulmayı ister ama aynı zamanda onsuz yapamaz. Efendisinin arkasından hakaretler eder ama demek istediklerini asla efendisinin yüzüne söylemez. Aslında tam olarak Oblomov’a yakışan bir uşaktır. Çünkü ikisinin de düşündükleri ve yapmak istediklerine karşılık söyledikleri ve yaptıkları çok farklıdır. Zakhar da tıpkı Oblomov gibi değiştirmek istediklerini değiştirmek ve zincirlerinden kurtulmak için hiçbir şey yapmaz.
HAYRAN KALDIĞIM OLGA KARAKTERİ…
Bence mükemmel bir kişilik.Aşkı için her şeyi yapardı. Oblomov ile hayatını kursaydı daha çok mutlu olacağına inandığım bir insan.Oblomov’un bu uyuşuk yaşamı, Rus edebiyatının en ilginç kadın kahramanlarından Olga ile karşılaşmasıyla az da olsa değişime uğrar. Yaşadığı yoğun duyguların etkisi ve Olga’nın baskısıyla son bir çaba göstererek yaşamının akışını değiştirmeye çalışır. Ancak evlilik kurumunun getireceği sorumluluklara, değişik ve hareketli bir yaşama karşı duyduğu korku, bir süre sonra eski yaşamına dönmesine neden olur.
Ayrıca, Olga’nın sevgisinde bir bencillik, kafasına koyduğunu mutlaka gerçekleştirerek bundan dolayı gurur duyma isteği de fark edilmektedir. Yaptığı girişimin başarısızlıkla sonuçlanması onu manen yıkar, yenilgisini ve yanılgısını kabullenmek zorunda bırakır. Romanın sonunda Ştolts’la evlenerek mutluluğu bulur. Bazı eleştirmenler Olga’nın Ştolts’u Oblomov’u anladığı gibi anlayamayacağını, sürekli gelişim içinde olan Olga’nın onu da terk etmesinin kaçınılmaz olduğunu öne sürerler.
Oblomov da ailesinin yaşam anlayışıda aslında ilginç…
Tahmin edilmesi zor değil çocukluğunda da hiçbir şey yapmamıştır.El bebek gül bebek büyütülmüş. Onu Zahar giydirmiş, saçını taramış, uşaklar çevresinde dört dönmüştür. Ne kadar istese de hiçbir şey yapamaz. Sonra böylesinin daha kolay olduğunu anlar ve o da bağırmayı ve emretmeyi öğrenir. Hiçbir şey yapmayan ve her konuda başkalarına güvenen Oblomov, sonuçta tembel, uyuşuk ve iradesiz bir insan olmuştur.
Üniversiteyi bitirdikten sonra bir devlet dairesinde çalışmaya başlayan Oblomov, bir süre sonra bu işten de sıkılır ve istifa etmek zorunda kalır. Artık Petersburg’da 350 kölenin geliriyle uyuşuk bir yaşam sürmekten başka yapabileceği bir şey yoktur. Ancak tüm bunlar Oblomov’u tam anlamıyla olumsuz bir kahraman olarak kabul etmemize yetmemektedir, iyi yürekli, sevecen, dürüst Oblomov, gerçekte topluma katkıda bulunmak için projeler yapmakta, ancak iradesiz ve tembel kişiliği bunları gerçekleştirmesini engellemektedir.
Ayrıca Oblomov’da kendi yaşamını ve çevresini eleştirel gözle inceleyebilme yeteneği de vardır. Çevresinin ve kendisinin içinde bulunduğu durum ona acı vermektedir.
Yaşamını Ştolts’a şöyle özetler: “Yaşamımda hiç fırtınalar ve şoklar olmadı. Hiçbir şey yitirmedim. Vicdanımı rahatsız eden hiçbir şey olmadı. Neden her şeyin böylesine harcanıp gittiğini Tanrı bilir… Sorun, yaşamımda yıkıcı ya da yapıcı bir ateşin hiç yanmamış olması.”
Sonuç olarak …
Oblomov, hem içinde bulunduğu çevrenin ürünü hem de kurbanıdır.
Oblomov’un Hayatının Amacı Nedir?
İşini ve dışarı hayatını bırakınca Oblomov hayatın anlamını başka yerde aramaya başladı. Ömrünü nasıl harcayacağını uzun uzun düşündü; sonunda kendi kendine yaşamakla yeterince iş göreceği kanısına vardı.
İnsanlar Oblomov’a gelip; ne yaptıklarını, ne işte çalıştıklarını, ne kadar kazandıklarını anlatırlar. Çalışmak diğer insanlar için hayatın anlamına dönüşmüştür. Oblomov ise başkalarının işlerinde bu kadar çok çalışan insanları anlayamaz. Onun bir çiftliği vardır. Hiç ilgilenmediği bu çiftlik bile onu yormaktadır.
Bir gün; insan çalışmayıp da ne yapacak, diyen bir arkadaşına Oblomov hayatın amacını açıklar bir biçimde şu yanıtı verir:
-Ne bileyim ben, insan bir şeyler okur, yazar.
Aslında fazla okuduğu da yoktur Oblomov’un. :)
Önemli bir eser çıktığını duyunca okumaya heveslenir. Lakin büyük bir telaşla aldığı o kitabı da ya hiç açmaz, yada başından biraz okur ve unutulur o kitap. Ve yapmadığı her şey için mantıklı bir bahanesi vardır. Neden okumadığını, yazarları beğenmediğini söyleyerek açıklar Oblomov:
'Bir insan alıp, kopyasını çıkarıyorlar. Gerçeğe uygun oluyor diye övünüyorlar. Ama hayat ne oluyor? Eserlerinde o yok işte! Dünyayı kavrayış, insanları gerçekten anlayış yok!'
Oblomov Ne Düşünür?
Oblomov herhalde kendisini bir düşünce işçisi, hatta düşünce ustası filan saymaktadır. Böyle sanmakta haklı olduğu yönler de vardır. Çünkü o yüksek düşüncelerin zevkine varmıştır bir kere. İnsanlığın çektiği dertleri; açlığı, savaşları, göçleri, evsizliği düşünüp içten içe üzüldüğü çoktur. Bazen de kendi hayatını düşünür, hepimizin duyduğu pişmanlıkları duyar geçmişteki hataları için. Ama en çok insanların sahteliğini, ahlaksızlığını düşünür. Çünkü bayılır insanların çürük taraflarını ortaya dökmeye.
Dünyadaki kötülüğün hepsine, tüm sahteliklere isyanı vardır Oblomov’un.
Aslında bu isyan, hayatı sadece kötülükle tanımlaması, her şeyi ve herkesi sahtelikle suçlaması, kedinin uzanamadığı ciğere mundar demesi gibidir. Hem genlerinden gelen tembellik ile hem de küçüklüğünden beri ona alıştırılan tembellikle diğer insanlar gibi yaşamaya korkmaktadır. Bu tembelliğin, bu miskinliğin, bu korkaklığın sebebini kendinde aramaz. Yıllarca dışarıya çıkmadan yaşamasının sebebini sadece dışarıdaki kötülükler olarak görür.
Bu kadar okuduysan kitabı da oku lütfen.Zaten okudum diyorsan bir daha oku :)
TEŞEKKÜR EDERİM :)
Söylemeden edemeyeceğim kendileri pek hoş görmez ama bu kitabı bana tavsiye eden değerli iki arkadaşıma da sevgi ve saygılarımı tekrar bildirmek istiyorum.