·352 syf.··Beğendi
···Okunma: 20 Nisan 2020 15:27 George Orwell'in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kabus senaryosudur, cümlesi ile tanıtılıyor kitap arka kapağında. Peki bu kabus senaryosu yalnızca bir senaryodan ibaret değilse? Değil zira. Böyle bir distopik eserin içerisinde gerçek olan yaşantılarımız o kadar fazla ki. Okurken benzer durumlar içerisinde olduğumuz çok fazla detayla yüzleşiyoruz.
Üç bölümden oluşan bu roman; sistemi tanı, eylemde bulun ve sonuçlarına katlan çerçevesinde ilerliyor. Romanın da geçtiği üç büyük ülkeden biri olan Okyanusya'nın siyasi yapısının içinde buluyorsunuz kendinizi birdenbire. Kurgu dehşet verici: tele-ekranlar, bellek delikleri, Yenisöylem, çiftdüşün ve beni en çok etkileyen kavramlardan biri olan suçdurdurum gibi kelimelerle sistemi idrak etmeye başlıyorsunuz. Kavramlar, karakterler olay örgüleri birbirleri ile o kadar tutarlı ilerliyor ki, okuyan herkesin keyif alacağı ve etkileneceği izleniminden alamadım kendimi. Her ne kadar distopik bir eser olsa da, bir o kadar dünyamıza ayna tutuyor, bu sebeple korkutucu da. (okurken yer yer Black Mirror dizisini izlerkenki hisslerimi duyumsadım) Farklı çağlarda, farklı coğrafyalarda yaşamış, hatta yaşayacak her birey kendi toplumundan somut örneklere ulaşabilir sanki.
Romanda gerçek bir tarihin olmayışı, insanların kurmaca bir dünyada, kurmaca bir dünyada olduklarının farkında olmadan yaşamaları iktidarların iktidar uğruna izleyebileceği politikaları yüzümüze çarpıyor. Kendi yalanlarına inanan(ki bu çok tanıdık) bir toplum yaratılıyor, kökenlerini var olmamış yok edilmiş "gerçekler" den alan hayatlar var olmuş olabilir mi? Tıpkı insanlar gibi her yeni dünün gerçekleri buharlaştırılıyor ve bir süre sonra dünler de siliniyor, gerçek ve yalan birbirine karışıyor. (çiftdüzen)
Ders kitapları ise(günümüzde pek çok ülkede olduğu gibi) yanlı, yanlış ve ideolojiler doğrultusunda hazırlanıyor; eğitimler topluma değil siyasi çıkarlara hizmet ediyor. Okurken insanı dehşete düşüren olayların bir nebze(!) yaşanıyor olması fazla ironik.
Kitaptaki katmanlar da dikkat çekici. İç Parti Üyeleri, Dış Parti Üyeleri ve Proleterler. İnsanları temel ihtiyaçlara muhtaç hale getirmenin sistemin devamı üzerindeki etkisini proleterler üzerinde görüyoruz.("Hayvanlar ve Proleterler Özgürdür" tümcesine yer veriliyor kitapta) Üstelik proleterler gibi toplumun çok büyük bir kısmını oluşturan kesimden bahsediyoruz. İnsanlar ellerindeki gücün farkına varacak kadar bile sorgulama gücüne sahip değiller, bir bakıma birey olma hakkına sahip değiller. Korku ve nefretin gücü sayesinde ise sonsuza kadar var olacak Okyanusya(ya da her nereyi uygun görürseniz). Yasaların olmadığı tek suçun düşüncesuçu olduğu Okyanusya gibi her bir toprak parçasında düşünmeyen, sorgulamayan her birey kaynayan kurbağanın kaderini yaşamaya mahkum. George Orwell geçmişten günümüze bir uyarı gönderiyor, nicelerince dikkate alınması umudu ile.
Farklı yaşlarda keyifle okunabilecek bir eser, ertelediğiniz kitaplardan biri ise bekletmeden bir şans vermenizi öneririm.
Sevgi, kitap ve sağlıkla kalın...