Gönderi

8/10
·332 syf.··
2020 7. kitabı
Maun Suresi Ölümünden 4 yıl sonra Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk hoca ile o hayatta değilken kitapları vesilesiyle onunla yeni tanışabildim. Kariyeri insanı hayran bırakacak seviyede olan ve yaklaşık 71 yıllık ömründe sığdırdıklarına bakınca neden daha önce hiç Öztürk’ü okumadım diye kendime çok kızdım. Normalde ön yargılarımı (özellikle dini konularda) kırmayı severim ama nasip bu zamanaymış. Şunu fark ettim ki; kanal değiştirirken gördüğüm daha çok dünyevi içerikli televizyon programlarına konuk olduğu için olsa gerek kendisine karşı bir hayli ön yargılıymışım. Bu vesile ile ön yargımı def etmek için Deizm kitabı aldım ve yaklaşık 4 gün içinde bitirdim ve kitabın dili gayet akıcı ve anlaşılırdı… Kitabın alt başlıkları tek başına bir felsefe kitabı olabilecek kadar iddialı cümleler içermekte. Deizmi ‘’tanrı, akıl ve ahlaktan başka kutsal tanımayan inanç’’ olarak tanımlamaktadır. Deizmin felsefi boyutlarından tutunda dünyadaki dinlerle arasındaki bağı ele aldığı kitapta yer yer asla kabullenemediğim satırlar mevcut. Büyük bir Mustafa Kemal hayranı olduğu pek çok bölümde hissediliyor. Açıkçası benim gerekli görmediğim noktalarda konunun nasıl Mustafa Kemal’e geldiğini anlamadığım alanlar çok fazlaydı. Onun dışında gerçekten çok etkilendiğim noktalar olmadı değil. Kitapta beğendiğim yerleri çizmekten ellerimin uyuştuğu zamanlarda oldu. 2015 yılında kaleme aldığı bu kitap laikliğin deizmin bir alt türü olduğunu savunarak başlıyor. Belki Mustafa Kemal’in o dönemde tekke ve zaviyeleri kapatması doğru bir karardı ama diğer çözümlerin darbe niteliğinde tepeden inme bir yolla kökten olması beni hep rahatsız etmiştir. Ve benim nezdimde inkılap döneminde tek doğru ile onlarca yanlışın yapılmış olması gerçeği değiştirmiyor. Yaşar Nuri hoca daha kitabının başında laikliğin Mustafa Kemal tarafından uygulama şeklini överek başlıyor. Buna rağmen devamında neler yazdığını merak edip sizde benim gibi kitabı okumaya devam etmelisiniz. Peygamberlerin birer vasıta olduğunu tüm Semitik dinlerin unuttuğunu ve onları tanrılaştırdıkları için asıl yaratandan uzaklaştıklarına değiniyor. Kitapta, Tevrat’taki Davut ve Süleyman peygamberlerin edepli ve örnek insanlar olarak gösterilmemesi, Musevilerin deizme yaklaşmasının sebebi olarak gösteriliyor. İnsan Tevrat’taki bu pasajları okuyunca şunu düşünüyor: Yahudi olup da Tevrat’ı okuyan bir insan nasıl olurda dinden çıkmaz? Kur’an değiştirilememiş bir kitap olduğu için Kur’an da bir açık bulunamamaktadır. Fakat İslam’da da Müslümanların Kur’an’dan uzak yaşayışlarını görüp aynı soruyu soruyorsunuz: İnsan Müslüman olur da bu yaşama tarzlarını görüp nasıl Müslüman kalabilir? Öztürk tüm iyiliklerinde kötülüklerinde temelinde din vardır diyor. Evet, çok doğru; tüm savaşlar din ve mezhep çatışması temelli hatta tüm din ortaklığı olan ülkelerde dostluk peşinde. Öte yandan deizmin doğuşuna baktığımızda aslında ateizme karşı çıkmış bir akımdır diyebiliriz. Ama biz şuan dine karşı çıkmış bir akım olarak algılıyoruz. Ve bu konuda da yazar Mustafa Kemal’i Deizmin tarihinin temel taşlarından biri olarak saymaktadır. Bunca sapkınlıktan insanlar deizme sığınmak zorunda kalıyor, laikliği çıkış zannediyorlar. Avrupa’da insanlar kilisenin hala maddi manevi baskısından dolayı dinlerini terk ediyor. İslam coğrafyasında ise kafaları karışık toplumlar söz konusu… Deizme orta açan en büyük etken dincilerin dini sahiplenme şekillerindeki yanlışlıklardır. Tüm kitabın ana referansı maun suresidir bu yüzden yazımın girişine onu eklemek istedim. Öztürk, şirk koşmayan herkesin hangi dinde olursa olsun hangi ülkede ne yaşarsa yaşasın cennetle mükâfatlandırılacağını düşünmektedir. Kur’an’da şükür vardır ve deistlerde bu doğrultudadır. Öztürk herkesin imanıyla baş başa bırakılınca kurtuluşu bulacağı iddia düşünüyor. Samimiyet ve dürüstlük deizmin asıl taşlarıdır. Kur’an’da da bunun vurgusu yapılmıştır bu yüzden kuran deizme kapı açar ve hatta din riyakârlık doğurur. Saf yani değiştirilmemiş dinden sapmalar sonucu dinsizlik ortaya çıkmıştır. Bence de bu konuda Öztürk hoca haklı lakin her on sayfada bir Mustafa Kemal’i övmeleri tekrar tekrar başlıyor. Tekrar bu konuda Mustafa Kemal’in ateist değil de deist olduğuna sevinmemizi bekleyen delillerle önümüze çıkıyor. Öztürk’e benim ikinci ilgimi çeken ise Kur’an’daki sadece Allah’a şirk koşmama, akıl, düşünce ve yaratana kayıtsız bağlanma ayetlerini delil alması oluyor. Açıkçası ritüeller ve ibadetleri önemseyen ayetlere kitabında hiç yer vermeyerek objektiflikten uzaklaşmış. İslam’da Kur’an’a baktığımızda ibadetlerin öneminden bahsettiği ayetleri de görmezden gelemeyiz. ‘ilk ve en büyük peygamber akıldır.’ Diyerek kitabına devam eden Öztürk’e bu konu da katılıyorum ama insan sürekli aklını kullanan ve Allah’ı zikredip hatalardan uzaklaşan bir canlı değildir. Yani sadece bu yetmez demek istiyorum. Ben ibadetlerin Kur’an çerçevesinde yaşanması gerektiğini düşünmekteyim. Kaçınılmaz bir gerçektir ki, modern dünyada bilgisayar başında geçen iş hayatımızda Allah’tan uzaklaşıyoruz. Namaz gibi bir nimet ile günde beş defa hayata mola verip aklımızı kullanıyoruz ve Allah’la buluşabiliyoruz. Sizce de eğer bu ritüeller olmasa yaratanı unutmak çok kolay değil midir? Belki de Öztürk bu konu da ilerleyen sayfalarda bozulan dinler yüzünden ritüeller ve ibadetler çığırından çıkmış insanları bezdirmişti diyor. İyi niyetle başlanılan sünnet diye yapılmaya başlanan ibadetler farz niteliğinde hayatımıza geçmiş hatta farzlardan daha önemli hale gelmiştir diyor. İşte buda deizme yol açmaktadır. Benim asıl ilgilimi çeken sayfalar kitabın ortalarında oluyor. Öztürk Hoca daha önce hiç düşünmediğim bir konuya değiniyor; İbadet haneler yani havralar, kiliseler ve camiler devasa boyutlarda yapılmaya devam ettikçe deizm daha da artacak diyor. Düşünmemiz gereken diğer bir husus ise; İbadetlerde haham, papaz ve imam zorunlu mudur? Yeryüzü bize mescit kılınmışken, Cuma namazı hariç tüm namazlar imamsız yapılabilirken ve imamın özelliklerine bakıldığında illa şu kişi bu kişi diyemezken neden biz bu konulara bu şekilde yaklaşmıyoruz? Değinilen diğer bir husus ise sarık, fes ve türban... Gelenek, din ve ibadeti harmanlayan bir toplumdan bahsediyor ama türban konusu çok su götüren bir konu diye sanırım o mevzuyu girmemiş. Fes ve sarığın tarihçesinden bahsetmiş. Kur’an’daki zarar veren mescitler konusunu derin bir şekilde işleyen Öztürk’e katılmadığım noktalar var ama bu hususta başka kaynaklar da okumak istiyorum. Bu sebepten kendi görüşümden çok Öztürk’ün görüşlerine yer vereceğim. Allah rızası için yapılan dev camiler yerine sağlık ocakları eğitim haneler yapılmasını daha dine uygun bulmaktadır, diyor. Bid’at’ın sakıncalarını anlatarak kitabın sonlarına yaklaşıyoruz. Değiştirilmeyen kitap Kur’an’dır, evet âmâ İslam değiştirilmeyen bir din değildir diye ekleyerek devam ediyor. Ve bu değişiklikleri; uydurma hadislere, mitolojilerin etkisi, siyasal çıkarların, ılımlı İslam anlayışının, sömürgeci mantalitelerin ve emperyalizmin etkisinden olduğunu ekliyor. Kesinlikle katılıyorum; Akıl yerine ilham ve rüya ile hareket edenlerin Kur’an’dan yani gerçek İslam’dan uzaklaşmaları acı birer gerçektir. Hep inandığım bir konuya artık Öztürk Hocayı da referans olarak ekleyerek, hatim sadece Kur’an’ın Arapçası ile olmaz, anlamadığımız bir metnin bize katkısı sadece ruhu dinlendiren Kur’an’ın tınısıdır. Bize o tınıdan ruhuna erişmek ancak yeterli olacaktır. Hz. Muhammed mezarım mabetleştirilmesin diye sözler söylemişken sakalından ve eşyalarının kutsallaştırılması İslam’a hakarettir. Hz. Muhammed hiçbir sözünün kayda alınmasını kabul etmemişken hatta sahabeler Hz. Ömer ve Hz. Ebu Bekir’de bunu devam ettirmişken, şimdilerde biz kendi içimizde senet krizleri yaşıyoruz. Unutulmamalıdır ki; Peygambereler beşerdir. Nurdan yaratılmamışlardır. Evrendeki asıl en büyük mucize ise Kur’an’dır. SONUÇ: Öztürk’ün kitabında 10 tane katıldığım düşüncesinin yanı sıra 2 tane de katılmadığım düşüncesinin bulunması onu kötü bir insan yapmaz ama bu onu iyi bir insanda yapmaz. Zaten burada değinmek istediğim kimseni kişiliği değil düşüncelerdir. Her yazardan ve kitaptan öğreneceğimiz şeyler vardır. Ben bu kitapta bana kattıklarından dolayı rahmetli Yaşar Nuri Öztürk’e teşekkür ediyorum. Öztürk, bu kitapta din temsilcilerinin peygamberleri putlaştırmasını eleştirirken, adeta Mustafa Kemal’e bir tapmadığı kalmış. Kitaptaki alt başlıklar çok iddialı ve gayet içime sinen konular oldu fakat içerikte konulardan ayrılıp asıl dayatmak istediği şeyleri yazması benim hoşuma gitmeyen diğer bir mevzu oldu. Sadece şirkten uzak durmakla cenneti kazanmanın kolay olduğunu anlatan Öztürk Kur’an’da cımbızla ayetleri çekmiş, ibadetlerin ve elçilerin önemsendiği ayetlere yer vermemiş. Öztürk’e göre; Kur’an deizmi laikliği ve dünyevileşmeyi destekler. Kurtuluşu Atatürk ilkelerine ve özellikle laiklikte bulmaktadır. Laiklik deyince tüyleri diken diken olan bu topluma çözümü bu şekilde göstermek ne derece doğru yorumu sizlere bırakıyorum. Bozulmuş dinler yüzünden dinlere mesafe koyarak deizmi tercih eden insanların çok da haksız olmadığını, asıl olanın yaratana olan samimi inanç olduğunu vurgulamıştır. Deizm hakkında genel bir fikir edinmek isteyenler için okunmasını tavsiye edeceğim bir kitaptır. Kitapların içeriği ne olursa olsun mutlaka bize katacağı bir şey vardır. Unutmayın hangi kitabın hangi sayfasının ve hangi kelimelerin sizin hayatınızda kelebek etkisi oluşturacağını bilemezsiniz Deizm Yaşar Nuri Öztürk
DeizmYaşar Nuri Öztürk · Yeni Boyut Yayınları · 2015327 okunma
·
398 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.